// Devamını okuyun...

Seyahat Yazıları

ÖTEKİ SUUDİ ARABİSTAN TAİF 3

TAİF
Taif… Suudi Arabistan’ın önemli kentlerinden birisi… Bir anlamda da yazlık başkent..Taif’in İslam tarihinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Hz.Peygamber (sav) Mekke dışına ilk tebliğini TAİF’e yapmıştır. Taif tebliği Resulullah(sav) içinde oldukca eziyetli ve zahmetli geçmiştir. Taif’li müşrikler Peygamber Efendimiz(sav)in tebliğini ilk anda kabul etmedikleri gibi kendisini taşa tutmuşlardır.Tabi ki bu taşlama esnasında Resulullah’ın ayakları yaralanmış, kanlar akmıştır.
Resulullah(sav) bu durumda dahi müşriklere beddua etmeyerek,onların ıslahı için dua etmiştir.Taif’in çıkışında,bahçelerde istirahat ederken,Rabbine şöyle dua etmiştir:
“ Ey merhametlilerin en merhametlisi,Sen zayıfların Rabbisin. Ve Sen benim Rabbimsin.Sen beni kime bırakıyorsun,yüzüme ters bakan bir yabancıya mı? Yoksa bana hakim olmak isteyen (boynumu teslim almak isteyen) bir düşmana mı? Eğer Senin bana bir kızman yoksa aldırış etmem. Fakat Senin merhametin benim için en boludur.
Ya Rabbi, Sen benim kavmimi affet,çünkü onlar bilmiyorlar.”
On dört asır önce Peygamber (sav) Efendimizin bin bir müşkilat içerisinde yaya olarak,dağları tırmanarak gittiği Taif’e bizler,araba ile Cidde’den iki bucuk saatte gidiyoruz. Hiçbir sıkıntı ile karşılaşmamamıza rağmen de yine yorgunluk belirtileri gösteriyoruz.
Taif, Türkler tarafından da çok iyi bilinen ve hatıraları olan bir yerdir. Aydınlarımız, Taif’i hatırladıkları zaman, “ Sultan Abdulhamid için sürgün yeridir” derler. Sultan Abdülhamid,Mithat Paşa ve Mahmut Celalettin Paşa gibi kişileri devr-i saltanatında Taif’e sürgüne göndermiş. “Ve onları aylarca Taif’te zindanlarda yatırmıştır” diye anlatılır.
Taif’i ziyaretimiz sırasında hatırladığımız bu bilgilerin ışığında zindanları araştırdığımızda olmadığını görüyoruz.Aksine Taif’in bir sürgün yeri olmayıp, tam tersi bir tatil ve sayfiye yeri olduğunu gözlüyoruz. Anlatıldığı gibi Sultan Abdülhamid muarızlarını sürgüne zindana değil,tam tersine tatile gönderiyor muş. Ne büyük Devlet anlayana değil im?… Taif bugün Araplar için önemli bir tatil ve yayla kenti..Suud kralı yaz aylarını Taif’te geçirdiği içi bir anlamda da Taif Suudilerin yazlık başkenti..
Taif’i ilk ziyaretimiz I.Körfez savaşı öncesine rastlıyordu. O zaman Taif yeni bir görev üstlenmişti.Kuveyt’in meşru hükümeti,ülkesinin Irak tarafından işgali ve ilhakı üzerine Taif’e yerleşmiş..Kentin en büyük otellerinden birisi olan Sheraton Otelini de Hükümet binası olarak kullanıyorlardı.Kuveyt’in meşru hükümetinin bakanları Sheraton oteline ev ve hükümet merkezi olarak kullan maktaydılar. Bütün resmi görüşmeler,toplantılar burada yapılmaktaydı.
Taif’in İslam tarihinde de ayrı bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Hz.Peygamber (sav) ‘in tebliğ için Mekke’den çıkıp gittiği şehirlerden birisidir Taif.
Hz.Peygamber(sav)in Taif tebliği amacıyla Taif seferini gerçekleştirdiği dönem, herkesin düşman olduğu,İslam’ı tebliğ edecek bir tek muhatabın bulunmadığı sıkıntılı günlerdi. Resullullah(sav) in en büyük desteği olan amcası Ebu Talib ölmüş. Ebu Talib( Hz.Ali’inin babası) Müslüman olmamasına rağmen,Hz.Peygamber(sav)e her türlü yardımda bulunuyor. Onu Kureyş’e karşı koruyordu. Bunun için Ebu Talib ölünce, Mekke yönetimi işkence ve baskıyı daha da arttırdı.
Aynı günlerde, Resulullah(sav) hanımı Hz.Hatice’yi kaybetti.Hz.Hatice Peygamberliğin başladığı ilk günden itibaren,Hz.Muhammed(sav)e inanmış ve ilk Müslüman olarak daima kocası Hz. Peygamber’in emrinde olmuştur. Daima ona destek olmuş,onu hiçbir zaman sıkıntılarıyla baş başa bırakmamış, mücadelesini paylaşmıştır.
Amcası ve hanımı bu şekilde ölünce, artık Mekke’de tebliğ imlkanı kalmamıştı. Her taraf düşman dolu, Müslümanlar Mekke rejiminin baskısı altında hiçbir şey yapamaz duruma gelmişlerdi. İmkan bulan,Habeşistan’a hicret ediyordu; bulamayanlar ise işkence görüyor, hapse atılıyor,hakaret görüyor,fakat bütün bunlara rağmen inançlarından hiçbir taviz vermiyorlardı. Yapılabilecek hiçbir şey kalmamıştı. Hz.Peygamber(sav) kandisini dinleyecek bir tek kişi bulsa,hemen ona İslam’ı tebliğe koşacaktı. Fakat küfür mefküresiyle,o insanlar,O Mekke’liler,o küfür düzeninde o kadar asimile olmuşlardı ki, bir Peygamber’i dinlemiyorlardı.Allah’ı unutmuş olan bu insanlar(!), bir put heykelinin önünde durmayı yeterli görüyorlardı. Buğulanmıştı gözleri; göremiyorlardı aralarında gezen insanların en güzelini, en merhametlisini, en adilini, en yiğidini, en askerini, en sabırlısını, en faydalısını, en mücadelecisini…
Ama o peygamberdi duramazdı.. Yaratıcısının tebliğcisi,nasıl yaratılanlar karşısında dursun?…
Duramadığı için, İslam’ı tebliğ etme imkanı bulur ümidiyle Mekke’ye yakın olan Taif’e gitti.. İçinde “ Taif’teki akrabalarım beni dinler” düşüncesi vardı.Fakat şunu da herkesten fazla biliyordu ki,bu dava bir akrabalık davası değildi. Onun,Mekke’de de akrabaları vardı. Vardı ama,davası kan akrabalığına bağlı değildi. Amcası Ebu Leheb, İslam düşmanlarının en azılılarındandı.
Taif’te de aynı muameleyle karşılaştı.Çünkü küfür aynıydı. Bizzat Onun mukaddes sözüyle “ Küfrün hepsi bir millettir” İnsanlar Allah yolunda oymadılar mı,Şeytan yolunda olurlar. Onun için Mekke, Taif veya başka bir yerin putperestliği arasında fark yoktur. Böyle olduğu için, Mekke’li inanmayanlar Hz.Peygamber(Sav) e nasıl muamele ettilerse,Taif’teki tağutun kulları da öyle yaptılar. Onu dinleme yerine, onu kovdular,taşladılar,sokak serserilerini peşine taktılar. Mübarek ayakları kan-revan içinde kaldı. Bütün bunlar,Müslüman olduğu için,kendisine reva görülüyordu. Davası hor ve tehlikeli görülüyordu inanmayanlarca…
Hz. Peygamber(sav), Taif’ten hiçbir sonuç alamadı. İnsanların bu şekilde gerçeklerden kaçmasına, Allah’ın Resulü’ne sırt çevirmesine üzülen Hz.Peygamber (sav) Mekke’ye geri dönerken Allah’a şu şekilde dua etti: “ Ey Allah’ım, bu insanların benden kaçışı,Senin emirlerini dinlemeyişleri, acaba ben tebliğ vazifemi gereği gibi yerine getiremediğimden mi ileri geliyor?” Bunun üzerine Allah, bir cin taifesini kendisine gönderdi ve cinler Müslüman oldular. O, insanların da,Cinlerin de Peygamberiydi…
Resulullah (sav), Mekke’ye dönünce aynı putperestlikle, aynı düşmanlıkla karşılaştı. Tebliğ için kime gidiyorsa kovuluyor,dinlenmiyordu. Fakat, dinlenmiyor,kovuluyor,işkence görüyor diye de,asla tebliğden geri kalmıyordu.
TAİF SAVAŞI
Hz. Peygamber (sav) Taif’e sadece tebliğ amacıyla gitmemiştir. Medine’ye hicretten sonra başlattığı tebliğ döneminde bu kente gitmiştir. O zaman ki gidiş amacı, Taif’te yaşayan Sakif kabilesinin Huneyn savaşı sırasında Hevazinlilere yardım etmeleridir. Sakif ve Hevazinliler savaşı kaybedeceklerini anlayınca savaş alanından kaçarak Taif kalesine sığınıyorlar. Bunun üzerine Resulullah (sav), onları takip ederek cezalandırmak istiyor ve Taif üzerine yürüyor.
Hz. Peygamber(sav) Taif’e hareket edince, önden Tufeyl b. Amr’ı göndererek Zu’l-Keffeyn adındaki putun heykelini kırmasını ve Taif’te kendisine yetişme- sini emretti. Tufeyl,emredilen yere gidip, Zu’l-Keffeyn’in heykelini kırdı, sonra da Resulullah (sav)’e yetişti.
Hz.Peygamber(sav) ordusuyla sarp dağları aşarak Taif kalesini kuşattı. Halbuki o,bir zamanlar buraya İslam’ı tebliğ etmeye gelmiş; taşlarla, sopalarla kovulmuştu. Ama İslam güç oldu.kuvvet buldu da, şimdi aynı şehri muhasara ediyor. Allah nelere kadir değil ki?..
Hz.Peygamber(sav)’in Taif’i kuşatması 20 gün kadar sürdü. Kaleler çok sağlam,Sakif’in de müdafaa silahları çok güçlü olduğundan, kalelere yaklaşmak gayet zor; belki imkansızdı. Yaklaşan sahabi, kaleden atılan silahlarla şehid oluyor veya yaralanıyor.
Taif kalelerine mancınık dahi kullanıldığı halde, kaleler bir türlü düşmedi. Bunun üzerine, ağaçlardan bir “tank” yapıp içine girdiler; ve bu şekilde Taif surlarını yıkmak istediler. Ancak,Taifliler, yukarıdan ağır demir gülleler atarak tankı parçaladılar ve altından çıkan Müslüman askerlerini ok yağmuruna tuttular.
Bu şekilde, muhasaradan bir sonuç alınamayınca, Hz. Peygamber (sav) kuşatmayı kaldırdı ve Mekke’ye döndü.
Hz.Peygamber (sav),Taif dönüşü Ci’rane’ye gelerek, orada bıraktığı Nuneyn savaşı ganimetini paylaştırdı ve zilkade ayında, Ci’rane’de ihrama girerek umre yapmak üzere Mekke’ye girdi.
Hz. Hz.Peygamber(sav) bir müddet Mekke’de kaldıktan sonra,Medine’ye döndü.
DAHRAN
Dahran Suudi Arabistan’ın Körfez’e açılan önemli önemli kapısı,liman kenti..Petrol tesisleri.Doğu bölgesi su arıtma tesisleri.Doğu savunma Komutanlığı ve Aromcosu ile Dahran Suudi Arabistan’ın önemli kentlerinden birisi..
I.Körfez krizi sırasında Dahran’ın önemi bir kat daha artmış.Bütün dünya medya sayesinde Dahran’ı tanıma imkanı bulmuştu. Dahran Suudi Arabistan’ın Kuveyt’e ve Bahreyn’e en yakın olan sınır kenti. Bahreyn ile Dahran arasında deniz üzerine kurulan köprü ile bağlantı sağlanmış.20 km uzunluğundaki köprü Bahreyn’i Suudi Arabistan’a bağlamış..
Petrol bölgesinin önemli bir kenti olması sebebiyle yıllardır teknik sebepler le Amerikalı uzmanların çoğunlukta bulunduğu Dahran Körfez krizi sırasında da “Kriz” bahanesiyle Amerikalı askerler tamamen yerleşmişlerdi. Dahran halkı yıllardır Amerikalılarla birlikte yaşamanın verdiği alışkanlık sebebiyle Amerikan askerlerinin gelişini yadırgamamış durumdalar. Şehir merkezinde arabalarıyla dolaşan yada alışveriş yapan askerlerden tedirginlik duymuyorlardı.
Körfez krizi Dahran’ın önemini bir kat daha arttırmış,o günlerde Amerikalılar kadar önemli olan Dahran Kuveytliler içinde aynı öneme haiz olmuştu. Saddam’ın Kuveyt’i işgaliyle ülkelerinden kaçan Kuveytlilerin büyük bir çoğunluğu (250bin kadarı) Dahran’da bulunuyordu. Ayrıca, Kuveyt hükümet yetkilileri ve Şeyh Sabah Taif’e yerleşirken,Kuveyt’in askeri yetkilileri ise Dahran’a yerleşmişlerdi.
Dahran Hava üssü,Amerikan,Suudi Arabistan ve Kuveyt tarafından ortak kullanılıyordu. Üs’de Kuveytlilere ait 20 adet ‘Sky Howk’ uçakları bulunuyordu. Kuveytli üs komutanı Albay Sultan Abdullah 25 şubat milli günlerini Kuveyt’te 2 bayramı birleştirerek kutlayacaklarını söylüyor ve ilave ediyordu: “ Ramazan ayında se feri olmayacağız inşallah iftarlarımızı kendi topraklarımızda yapacağız.” Komutanın duası kabul olmuş,Amerikan müdahalesi sonucunda Kuveytlilerin Dahran sürgünü kısa zamanda sona ermişti.
Körfez krizinin ortaya çıktığı günden itibaren uçak trafiğinin yoğun olduğu Dahran Askeri hava Üssü’nün dışında aynı şekilde iletişim trafiği de yoğunluk kazanmıştı. Dahran oteli iletişim trafiğinin en yoğun olduğu mekandı. Dahran oteli sivil hava meydanı ile askeri hava üssü arasında sahile yakın bir yerde bulunuyor. Dahran oteli krizin çıktığı günden itibaren medya tarafından “haber merkezi “ olarak kullanılmaya başlanmıştı.
Otel’de Amerikalıların, Suudilerin ve Kuveytlilerin “Haber merkezleri” bulunuyordu. Otelde bizim gittiğimiz günlerde 400 yabancı TV ve basın mensubu kalıyordu. Basın mensublarının bir kısmı da Dahran oteline 10 dakika mesafede bulunan Meridyen otelinde kalıyordu.
Haber merkezinde her üç ülkenin ayrı basın merkezleri bulunmasına rağmen, haber akışını sağlamak ve özellikle de her gün hava üssüne gidecek olan basın mensublarının organizesi Amerikalılar tarafından yapılıyordu. Kuveytliler tarafından verilen brifinglerde Amerikalı danışmanlarda bulunuyordu.
Körfez krizinin çıktığı 2 ağustos gününden savaş ile barış arasında göstergenin her gün değişkenlik göstermesine karşı Dahran’da durum oldukca sakindi. Halk sanki bölgede bir kriz yokmuşcasına günlük işleriyle meşgul olmakta geceleri ise deniz kenarında piknik yapmayı ihmal etmiyorlardı.
Savaş ve barış arasında gösterge devamlı değişkenlik gösterirken, geçen zaman dahi Araplar’ın Araplara güvenini sağlayamamış. Bağdat’ta okurken işgal üzerine önce Kuveyt’e oradan da Dahran’a kaçan Kuveytli öğrenci lideri Müftih:” Yabancı güçler mi? Arap güçleri mi?” sorusuna,” Bu mesele BM meselesidir” Araplar ile yabancıların meselesi değildir. Kim olursa olsun önemli olan barışın korunması” cevabını verirken, aynı zamanda da “Arapların birbirlerine karşı olan güvensizliklerini” dile getiriyordu.
Kriz sonrası “Mekke konferansı”nda Suudi Arabistan Din ve İrşad Daireleri Başkanı Binbaz’da “güvensizlik” konusunda “yabancı güçlerin gelmesini istemiyorsunuz,ama gelen Arap gücünde onlardan daha tehlikeli olan var” derken bu durumu çok açık bir şekilde ortaya koyuyordu.
EKLER
EK – I –
MENASİKİ HAC
Kabe’yi ziyaretle ilgili olarak “hac” ve “umre” olmak üzere iki ibadet vardır.Gücü yeten Müslümanlara, ömründe bir kere hac etmek farz, umre yapmak ise,müekked sünnettir.(1)
Hac ancak,”Hac ayları “ denilen belirli zaman içerisinde yapılır. Hac ayları Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce’nin ilk on günüdür. Bu aylar girmeden,hacla ilgili menasiklerden biri yapılmayacağı gibi.Arefe günü Arafat bölgesinde bulunup vakfe yapmayan bir kimsenin,o yıl haccetmesi de mümkün olmaz.
Umrenin ise belirli bir zamanı yoktur. Arefe gününün sabahından Kurban bayramının dördüncü günü akşamına kadar olan beş gün müstesna,ister haç aylarında,ister hac ayları dışında,yıl boyunca her zaman yapılabilir. Bu beş gün içinde umre yapmak ise – izdihamı artırıp hacla ilgili tavaf yapanlara sıkıntı vereceği için- tahrimen mekruhtur.
Umre ve hac, her ikisi de, yol üzerinde “mikat” denilen sınırı geçmeden niyet edilip, ihrama girerek yapılır. Türkiye’den karayolu ile hac ve umre’ye giden lerin mikat mahalli, Medine’nin yaklaşık 10 km.dışında “ Zülhuleyfe” (Abar-ı Ali); hava yolundan gidenler için ise,Medine ile Cidde arasında Rabığ yakınla rında (Cuhfe) denilen yerin hizasıdır. Henüz bu yerlere gelmeden önce de ihrama girilebilir. Fakat bu sınırları, ihramsız geçmemek gerekir.
Mikat sınırları ile Harem Bölgesi arasında (yani hıll Bölgesinde) bulunanlar, gerek umre,gerek hac için ihrama bulundukları yerde (yani Harem bölgesi’ne girmeden) Harem Bölgesinde ve Mekke’de bulunanlar ise, hac için Harem Bölgesinde; umre için ise, Harem Bölgesi dışında,mesela Ten’im’de ihrama girerler.
“ İhram,hac veya umre niyetiyle, diğer zamanlarda helal olan bir kısım fiil ve davranışları,belirli bir süre için,kişinin kendisine haram kılmasıdır. Bu durum, “niyet ve telbiye” ile başlar.İhrama giren kişinin,ihramlı bulunduğu sürece; yapmaması gereken (yani ihramlıya yasak olan)fiil ve davranışlar şunlardır:
Giyim eşyası olarak dikilmiş veya örülmüş şeyleri giymek.
Başını örtmek,takke,bere veya sarık giymek.
————————–
1.Hanefi ve Malikilere göre,gücü yeten Müslümanlara ömründe bir defa umre yapmak müekked sünnet.Şafi ve Hambelilere göre ise farzdır.
Eldiven, çorap veya topukları kapalı ayakkabı giymek,(Giyimle ilgili yasaklar,sadece erkeklere aittir. Kadınlar, normal elbiselerini giyerler;
Yüzleri ve elleri dışında bütün vücutlarını örterler.)
4. Tırnak kesmek,

5. Saç, sakal tıraşı olmak, vücudun diğer bölgelerindeki kılları koparmak, yolmak veya tıraş etmek.
6.Güzel koku sürünmek, kokulu sabun kullanmak.
7.Saç,sakal ve bıyıkları yağlamak, herhangi bir uzvu kınalamak.
8.Cinsi ilişki ve bu ilişkiye yol açan davranışlarda bulunmak,
9.Karada yaşayan av hayvanlarını avlamak veya bunlara zarar vermek.
10. Başkalarıyla tartışmak, kavga etmek ve kırıcı davranmak.
İhramlı iken bunlardan birini yapan kimse, cinayet işlemiş sayılır. Her cinayetin, ödenmesi gereken ayrı bir cezası vardır.
Kokusuz sabunla yıkanmakta,ihram örtülerini yıkamak veya yedeği ile değiştirmekte, kıl koparmadan kaşınmakta,diş fırçalamakta,yüzük, saat ve bele kemer takmakta, baş hariç, üzerini battaniye, yorgan gibi bir şeyle örtmekte ise bir kasınca yoktur.
Hac ve umre, birbirinden ayrı, her biri tek başına yapılabildiği gibi, hac ayları içinde ikisi birlikte de yapılabilir. İşte hac ayları girdikten sonra,hacdan önce umre yapıp yapmamaya; yapıldığı takdirde, umre ve haccın ayrı veya aynı ihramla yapılması durumuna göre:
İfrad Haccı,
temettu Haccı,
Kıran Haccı,
Olmak üzere üç şekilde eda edilebilir.
İFRAD HACCI
İfrad Haccı, umresiz yapılan hactır. Hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmayıp, sadece hac niyetiyle ihrama girerek, hac menasikini eda edenler, “ifrad haccı” yapmış olurlar.
İster mikat sınırları dışından gelsin, ister mikat sınırları içinde bulunsun,
herkes İfrad haccı yapabilir.
TEMETTU HACCI
Temettu Haccı,aynı yılın hac ayları içinde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra aynı niyet ve ihramla yapılan hactır.
Sadece mikat sınırları dışından hac için gelenler, temettu haccı yapabilirler. Mekkeliler ile mikat sınırları içinde bulunanlar ve buralara, hac aylarından önce gelmiş olanlar temettu haccı yapamazlar.
KIRAN HACCI
Kıran Haccı, her ikisine birlikte niyet edilerek, aynı yılın hac ayları içinde, umre ve haccı bir ihramda birleştirmektir. Umre ve hacca, her ikisine birden niyet edip, umreyi yaptıktan sonra ihramdan çıkmadan (aynı ihram ile), hac menasikini de eda edenler, “ Kıran haccı” yapmış olurlar.
Kıran Haccını da, sadece mikat sınırları dışından gelenler yapabilirler. Mekkeliler ile mikat sınırları içinde bulunanlar ve buralara hac aylarından önce gelmiş olanlar, kıran haccı yapamazlar.
Kıran ve temettu haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vaciptir. İfrad haccı yapanlara şükür kurbanı kesmesi gerekmez.
HACCIN YAPILIŞI
Ülkemizden kutsal topraklara ibadet niyetiyle giden hacılar, değişik iklim şartlarında uzun süre ihramda kalmanın doğurduğu zorlukları dikkate alarak genellikle “ temettu haccı” yapmayı tercih ederler. Biz de bu durumu göz önünde bulundurarak haccın yapılışını anlatırken, haccın eda şekillerinden “Temettu haccı”nı esas alacağız. Haccın diğer eda şekillerine ise, temettu haccı ile bunların arasındaki farkları belirterek yetineceğiz.
TEMETTU HACCININ YAPILIŞ ŞEKLİ
I. Mikat Sınırından önce:
1.İhrama girme hazırlığı yaparlar.
İhrama girme hazırlığı şunlardır:
a.Tırnakları keserler.
b.Koltuk altı ve kasık kıllarını temizlerler.
c.Gerekiyorsa, saç ve sakal tıraşı olup,bıyıklarını düzeltirler.
d.Mümkünse guslederler veya abdest alırlar.
e. Varsa, vücutlarına güzel koku sürerler.
f. Erkekler, giymekte oldukları bütün elbiselerini soyunup, sadece “izar” ve “rida” denilen iki parça ihram örtüsüne,- usulüne göre- sarınırlar. Başları açık ve ayakları çıplak durur. Ancak ayaklarına,topukları ve mümkün mertebe üzeri açık ayakkabı ve terlik giyebilirler.
Kadınlar ise,normal elbise ve kıyafetlerini değiştirmezler.
2. Bu ön hazırlıktan sonra (Mikat sınırını geçmeden):
a. Kerahet vakti değilse iki rek’at “ihram namazı” kılarlar. (Namazın ilk rek’atınde, Fatiha’dan sonra “ Kafirun”; ikinci rek’atinde ise “ihlas” surelerinin okunması efdaldir.)
b. Namazdan sonra:
“ Allah’ım senin rızan için umre yapmak istiyorum. O’nu bana kolaylaştır ve benden kabul eyle”
c. Niyeti müteakip:
( Lebbeyk Allahhümme lebbeyk,lebbeyke la şerite leke lebbeyk, innel hamde ve’n-ni’mete leke ve’l mülk la şerike lek) diye telbiye getirilir. Yani;
“Allah’ım! Davetine icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum.Bütün varlığım la Emrine boyun eğiyorum. Bütün varlığımla sana teslim oldum. Senin hiçbir ortağın yoktur. Tekrar tekrar davetine icabet ediyorum. Şühesiz hamd sana mahsustur. Nimet senindir mülk de senin…Senin hiçbir ortağın yoktur.”
Erkekler yüksek sesle Telbiye getirirlerken,hanımlar seslerini yükseltmezler.
II. İhrama girdikten sonra:
1.İhram süresince (yani umre tamamlanıncaya kadar) ihramlıya yasak olan fiil ve davranışlardan kaçınırlar.
2.Telbiye, tekbir,tehlil ve salevat-ı şerife söyleyerek,yolculuğa devam edip Mekke’ye ulaşırlar.
III. Mekke’de:
Önce kalacakları yere (eve) eşyalarını koyarlar.
2. Mümkünse guslettikten veya abdest aldıktan sonra, telbiye ve tekbir söyleye rek Harem-i şerif’e giderler.
3. Harem-i şerif’e varıp Kabe’yi görünce tekbir ve tehlil söyleyip dua ederler.
4. Cemaatle namaz kılınmıyorsa, “ıztıba”(1) yaptıktan sonra hemen:
“ Allah’ım rızan için “umre tavafını” yapmak istiyorum. Bana kolaylık ver ve kabul buyur…” diye niyet ederek “umre tavafı” na başlarlar.
Tavaf, Hacer-i esved köşesinden başlayıp,yine aynı köşede tamamlanmak üzere,Kabe’nin etrafını yedi defa dolaşmaktır. Devirlerden her birine “şavt” denir.
Tavafa başlarken ve her devirde hizasına gelince, Hacer-i esved “Bismillahi Allahü ekber” denilerek “istilam” edilir; yani izdiham yoksa,koloyca yaklaşmak mümkünse öpülür; yaklaşılamazsa, karşıdan işaretle selamlanır ve sağ elin içi öpülür.
Tavaf sırasında “tavaf duaları” okunduğu gibi, isteyen bildiği başka duaları da okurlar veya içlerinden geldiği şekilde kendileri dua ederler, zikir ve tesbih söylerler.
Umre’nin sa’yı bu tavaftan sonra yapılacağı için, tavafın ilk üç şavtında, mümkün olursa “remel” yaparlar.Yani kısa adımlarla koşarak yürürler.
5.Tavaf bitince, mümkünse “Makam-ı İbrahim”in arkasında, değilse uygun bir yerde iki re’kat “tavaf namazı” kılarlar ve dua ederler. ( Tavaf namazında da ilk re’katte Fatiha’dan sonra “Kafirun”; ikinci rek’atte “ihlas” surelerinin okunması efdaldir.)
6. Sonra zemzem içerler ve mümkün olursa yeri ıslatmadan,üzerlerine de dökünürler.
7. Hacer-i esved’i tekrar istilam edip, “umre sa’yi” ni yapmak üzere “Mes’a”
ya giderler.
Safa’ya çıkınca:
“ Allah’ım,rızan için safa ile merve arasında umre sa’yini yapmak istiyorum. Bunun edasını bana kolay kıl benden kabul eyle” diye niyet ettikten sonra tekbir, tehlil,salavat ve dua okuyarak “sa’y”e başlarlar.
Sa’y, Harem-i şerifin doğu tarafında,Safa ve Merve denilen iki tepecik arasında, -Safa’dan başlayıp Merve’de tamamlanmak üzere- yedi defa gidip gelmektedir.
Her gidiş dönüşte, vadi tabanında, yeşil ışıkla işaretlenmiş sütunlar arasında,erkekler, “hervele” yaparlar; yani süratli,canlı ve çalımlı bir şekilde yürürler. Kadınlar,hervele yapmazlar; normal şekilde yürürler.
Sa’y’de, isteyenler “sa’y duaları”nı okurlar.Okuyamayanlar, bildikleri diğer duaları okurlar veya içlerinden geldiği gibi kendileri dua ederler. Tekbir,tehlil,zikir,tesbih ve salavat söylerler.
8. Sa’y tamamlandıktan sonra, erkekler saçlarını dipten tıraş ederler veya kısaltırlar.(2) Kadınlar ise, uçlarından bir miktar keserler. Böylece ihramdan çıkmış olurlar. Hac için,tekrar ihrama girinceye kar,- cinsi ilişki dahil-bütün ihram yasakları kalkmış olur.
9. Bundan sonra, “tevriye günü” hac için tekrar ihrama girinceye kadar, Mekke’de ihramsız kalırlar. Beş vakit namazlarını, mümkün mertebe Harem-i şerif’te kılarlar. Fırsat buldukca,diledikleri kadar “nafile tavaf”yaparlar ve Harem-i şerif’te diğer ibadetlerle meşgul olurlar.
IV.Terviye Günü(8 zilhicce)
1. Tevriye günü (veya isterlerse daha önce)- yukarıda anlatıldığı gibi- ihram için gerekli temizlik ve ön hazırlığı yaptıktan sona iki rek’at “ ihram namazı”
kılıp:
“ Allah’ım senin rızanı kazanmak için haccetmek istiyorum.O’nun ifasını bana kolay kıl ve benden kabul eyle” diye “ hac için niyet” ve müteakiben “telbiye”
yaparak, yeniden ihrama girerler. İhram yasakları tekrar başlar,kurban bayra mının ilk günü saç tıraşı olarak ihramdan çıkıncaya kadar devam eder.
2.Arafat dönüşü izdiham ve yorgunluk fazla olacağı için, haccın sa’y’ini ziyaret tavafından önce yapmak isteyenler,- hac için ihrama girdikten sonra-nafile bir tavafı takiben, Arafat’a çıkmadan önce hac sa’y’ini yapabilirler. Bu takdirde ziyaret tavafından sonra sa’y yapmazlar.
3. İhrama girdikten ve isteyenler hac sa’y’ini de yaptıktan sonra,kafileleriyle birlikte, Mekke’den ayrılıp, Mina veya Arafat’a hareket ederler. Geceyi Mina veya Arafat’ta geçirirler.
V.Arafe Günü(9 Zilhicce)
Arafat’ta gün boyunca, telbiye, zikir, tesbih, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle ve salevat-ı şerife ile meşgul olurlar. Kendileri, anne babaları, geçmişleri, çocukları…ve bütün mü’minler için dua ve niyazda bulunurlar. Gözyaşları ve pişmanlık duyguları içinde ganahlarına tevbe ve istiğfar edip, Cenab-ı Hak’tan af dilerler. Güneş batmadan.Arafat bölgesinden ayrılmazlar.
Öğle ve ikindi namazlarını,öğle vakti içinde, “cem-i takdim” ile kılarlar. Namazdan sonra uygun bir zamanda, ayakta dua ederek “vakfe” yaparlar.
Güneş battıktan sonra,akşam namazını kılmadan;kafileleriyle birlikte, Müzdelife’ye hareket ederler.
Akşam ve yatsı namazlarını,yatsı vakti girdikten sonra,Müzdelife7de “cem-i tehir” ile kılarlar.
Geceyi Müzdelife’de – mümkün olduğu kadar- ibadet ve istirahatla geçirir ler. Uygun bir zamanda “şeytan taşlama”da kullanmak üzere,nohuttan iri, fındıktan küçük,70 kadar taş toplarlar.
VI. Bayramın ilk Günü (10 Zilhicce)
Vakti girince sabah namazını erkence kılıp,namazdan sonra ortalık aydınla nıncaya kadar, Müzdelife’de “vakfe”yaparlar. Ayakta veya oturarak,dua,niyaz ve istiğfar ederler.
Ortalık iyice aydınlandıktan sonra,güneş doğmadan, kafileleriyle Mina’ya hareket ederler. Yol boyunca toplu halde ve münferiden ,telbiye,tekbir, tehlil, zikir ve tesbih ile meşgul olurlar.
Mina’da eşyalarını çadıra yerleştirdikten ve gerekiyorsa bir süre istirahat ettikten sonra,sırasıyla:
Akabe Cemresine (Büyük Şeytan’a) gidip, isabet edecek kadar yaklaştıktan sonra,her birinde “Bİsmillahi Allahu ekber,rağmen li’ş-şeytani ve hızbih” diyerek “7” taş atarlar. (Bu güne ait taşlar,güneşin doğmasından itibaren,ertesi gün tan yeri ağarıncaya kadar olan süre içinde alabilir.)
Bugün sadece Akabe cemresine (Büyük şeytan’a) taş atılır; Orta ve Küçük cemlere taş atılmaz.
Taş atmağa başlamakla, telbiye biter,bundan sonra artık telbiye yapmazlar.
Kesim yerine giderek “Şükür kurbanı” keserler veya ücretini ödeyip,vekalet vererek kestirirler.
Sonra,erkekler saçlarını dipten tıraş ederler veya kısaltırlar. Kadınlar ise,uçlarından bir miktar keserler.
Tıraş olmak veya saçları kısaltmakla ihramdan çıkılmış olur. Böylece,cinsi ilişki dışında bütün ihram yasakları kalkar.Cinsi ilişki ise,ziyaret tavafını da yaptıktan sonra helal olur.
İmkan bulunursa,aynı gün,mümkün olmazsa daha sonra uygun bir zamanda,Mekke’ye inip:
“Allah’ım, rızan için yedi şavt olarak ziyaret tavafını yapmak istiyorum.Bana Kolaylık ver ve kabul buyur” diye niye ederek, “ziyaret tavafı”nı yaparlar ve iki rek’at “tavaf namazı” kılarlar.
Daha önce (kudüm tavafını müteakip) haccın sa’yini yapmamış olanlar,tavaf namazından sonra “hac sa’yi”ni de yaparlar. Arafat’a çıkmadan önce hac sa’yini yapmış olanların, ziyaret tavafından sonra sa’y yapmaları gerekmez.
VII. Bayramın 2,3 ve 4’üncü Günleri: (11,12 ve 13 Zilhicce):
Bayramın 2 ve 3’üncü günleri,zeval vaktinden (yani güneşin tepe nokta sına gelmesinden ) itibaren,ertesi gün tan yeri ağarıncaya kadar olan sure içinde, Cemre-i üla’dan başlayarak,sıra ile Küçük,orta ve Akabe cemrelerine 7’şer taş atarlar. Bu iki gün zevalden önce “şeytan taşlama” yapılmaz.
Bayramın 4’üncü günü sabahı,tan yeri ağarmadan önce Mina’dan ayrılmış olanların, artık 4’üncü günü taş atmaları gerekmez. $’üncü gün sabahı tan yeri ağardığında,Mina’da bulunanlar ise, o andan itibaren, güneş batıncaya kadar olan sure içinde,sırası ile her üç cemreye “7”şer taş atarlar.
Hangi güne ait olursa olsun,vakti içinde atılmamış olan taşlar,başramın 4’üncü günü güneş batıncaya kadar olan süre içinde kaza edilebilir. 4’üncü güneşin batmasından itibaren,gerek eda,gerek kaza yönünden şeytan taşlama vakti bitmiş olur.
VIII. Mina’dan Dönünce:
Daha önce yapamamış olanlar ziyaret tavafı ve hac sa’yini yaparlar.
Mekke’den ayrılacakları zaman (veya daha önce):
“ Allah’ım,rızan için,yedi şavt olarak veda tavafını yapmak istiyorum.Onu bana kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet ederek “veda tavafını” yaparlar ve iki rek’at “tavaf namazı” kılarlar.
Tavaf amazından sonra, Kabe’ye karşı ayakta, Beytullah’a bakarak, kana kana zemzem içerler ve yerleri ıslatmadan mümkünse üzerlerine de dökünürler.
Haclarının ve diğer ibadetlerinin makbul olması, günahlarının bağışlanma sı, Cenab-ı Hakk’ın tekrarını nasib etmesi için dua ve niyazda bulunurlar.
Böylece Beytullah’a veda edip, Harem-i şerif’ten ve Mekke’den ayrılırlar.
UYGULAMADA TEMETTU HACCI İLE İFRAT VE KIRAN HACCI ARASINDAKİ FARKLAR
Buraya kadar hac ibadeti yerine getirilirken nerede, nasıl hareket edileceği ,Temettu haccı esas alınarak anlatılmaya çalışıldı. Şimdi ifrad haccı ve Kıran haccının, Temettu haccından farklı olan taraflarına kısaca işaret edelim.
1. İfrad Haccı
Bilindiği gibi ifrad haccı,umresiz yapılan hacdır. İfrad haccı yapacak olan kimse, Mikat sınırında veya daha önce ihrama girerken “ Allah’ım! Senin rızan için hac yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye rek yalnız hacca niyet eder ve telbiye getirir. Bu şekilde hac için ihrama girdikten sonra, artık bayramın birinci günü tıraş oluncaya kadar ihramdan çıkamaz.
İfrad hacı yapan kimsenin Mekke’ye varınca yapacağı ilk tavaf,Kudüm tavafıdır. Bunun için “ Allah’ım! Senin rızan için “Kudüm tavafı” yapmak istiyorum.Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet eder. Tıpkı “Tavafın yapılışı” konusunda anlatıldığı şekilde Kudüm tavafını yapar.
İfrad haccına niyet edenler,hac ihramına girmiş olduklarından dilerlerse, haccın sa’iyini Kudüm tavafının ardından yapabilirler. BU takdirde Kudüm tavafını yaparken “Iztıba” ve “Remel” yaparlar.Bunlar artık “Ziyaret tavafı”ndan sonra sa’y yapmazlar.
İfrad haccı yapanların Hac kurbanı (şükür heydi) kesmeleri gerekmez. Ancak arzu ederlerse sırf sevabını elde etmek için nafile olarak kesebilirler.
2.Kıran Haccı
Kıran Haccının, aynı yılın hac aylarında Umre ve Hacca birlikte niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmak olduğunu belirtmiştik. Kıran haccı yapacak olan kimse,Mikat sınırında yada daha önce ihrama girerken “Allah’ım! Senin rızan için umre ve hac yapmak istiyorum.Bunları kolaylaştır ve kabul eyle”diyerek,umre ve hacca birlikte niyet eder ve telbiye getirir. Bu şekilde niyet edip ihrama girdikten sonra bayramın birinci günü tıraş oluncaya kadar ihramdan çıkmaz.
Kıran haccı yapan kimsenin Mekke’ye varınca yapacağı ilk tavaf umre tavafıdır. Bunun için “ Allah’ım! Senin rızan için umre tavafı yapmak istiyorum. Bunu kolaylaştır ve kabul eyle” diye niyet eder. Tıpkı “Tavafın yapılışı” konusunda anlatıldığı gibi umre tavafını yapar. Bu tavaftan sonra umrenin sa’yi yapılacağından tavafta “Iztıba” ve “Remel” yapılır. Tavaftan sonrasa’y bahsinde anlatıldığı şekilde umrenin sa’yi yapılır. Sa’ydanzsonra tıraş olunmaz. Belirtildiği gibi, bayramın birinci gününden tıraş oluncaya kadar ihramda kalmaya devam edilir.
Kıran haccına niyet eden kimsenin, umresini tamamladıktan sonra Kudüm tavafından sonra isterse haccın sa’yini yapabilir. Bu takdirde artık ziyaret tavafından sonra sa’y yapmaz. Sa’yi,Kudüm tavafından sonra yapacak sa,tavafta ıztıba ve remel yapar.
Bundan sonra Arafat’a çıkıncaya kadar bol bol nafile tavaf ve ibadetle meşgul olur. Beş vakit namazını Harem-i şerif’te kılmaya özen gösterir.
Kıran haccı yapanların,Temettu haccı yapanlar gibi,hac kurbanı(şükür heydi) kesmeleri vaciptir.
HACDA KADINLARLA İLGİLİ BAZI ÖZEL DURUMLAR
Hac ve Umrenin yerine getirilişi açısından kadınlarla erkekler arasında bir fark yoktur. Ancak, kadınlar için erkeklerde olduğu gibi özel bir ihram kıyafeti söz konusu değildir. Elbise, baş örtüsü, çorap ayakkabı gibi her zaman giydikleri kıyafetlerini giyerler. Yalnızca yüzlerini örtmezler.
Bir de erkeklerin yaptığı gibi telbiye, tekbir,tehlil,salavat okurken ve dua ederken seslerini seslerini yükseltmezler.Tavafta hızlı ve çalımlı yürüyerek “ remel” , Sa’yda da yeşil direkler arasında koşar adımlarla yürüyerek “Hervele” yapmazlar.
İzdiham olan yerlerde mümkün olduğu kadar erkeklerin arasına girmeme ye özen gösterirler. Özellikle namaz kılarken, erkek safları arasında kalma yıp kadınlara ait yerlerde namaz kılarlar.
Adetliyken ihrama giren veya ihrama girdikten sonra adet görmeye başla yan kadınlar,tavafın dışında haccın bütün menasikini yerine getirebilirler. Harem-i Şerif’e giremezler.
Adetliyken ihrama giren ve ihrama girdikten sonra adetleri bitmeden Arafat’a çıkmak durumunda kalan hanımlar daha baştan ihrama girerken İfrad haccına niyet etmelidirler.
(1) ıztıba: Vücudun üst kısmını örten “Rida” denilen örtünün,bir ucunu sağ koltuk altından geçirip,sol omuz altından geçirip, sol omuz üzerine atarak, sağ omuz ve kolu ihram dışında bırakmaktır. Her zaman değil, sadece “remel” yapılan tavaflarda sünnettir. Tavaf bitince omuz kapatılır.
2. Saçları dipten tıraş etmeden veya kısaltmadan, sakal tıraşı olmazlar; elbiselerini giymezler ve diğer ihram yasaklarını yapmazlar. Çünkü saç tıraşı olmadıkça,ihramdan çıkmış ve ihram yasakları kalkmış olmaz.
EK – II -
VEDA HUTBESİ
Peygamber (sav),Veda hutbesinde mealen şöyle buyurmuştur:
“ Bütün hamd,Allah’a mahsustur.Biz O’na hamdeder.O’ndan mağfiret diler ve O’na tevbe ederiz. Biz, nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahların dan Allah’a sığınırız. Allah’ın, hidayete eriştirdiğini hiç kimse saptıramaz ve sapıklıkta bıraktığını hiç kimse hidayete eriştiremez.
Ben, şehadet ederim ki; Allah’tan başka ilah yoktur. O,birdir.O’nun eşi, ortağı yoktur. Ve yine şehadet ederim ki; Muhammed,O’nun kulu ve Resulüdür.
Ey Allah’ın kulları! Ben, size,Allah’tan sakınmanızı tavsiye ve O’na itaat etmeğe sizi teşvik ederim. Size hayırdan söz etmek isterim. İmdi, derim ki:
Ey insanlar! Sözlerimi iyi dinleyiniz! Vallahi, bilmiyorum;belki de şu durdu ğum yerde,bu yılımdan, bu günümden sonra sizinle bir daha buluşamayacağım! Dikkat ediniz! Belki bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz! Dikkat ediniz !belki bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz.Benim sözlerimi iyice dinleyip ezberleyen kişiye Allah,rahmet etsin. Belki sözlerimi duyan, duy mayana iletir ve iletilen kimse, daha anlayışlı olur!” (Ahmed bin Hanbel,
Daremi)
Rivayet olunur ki: hutbenin burasında Şenue kabilesi adamlarına benzeyen uzun boylu bir adam ayağa kalkarak:
“ Ey Allah’ın Peygamberi! O halde bizler ne yapmalıyız? Diye sordu. Peygamberimiz(sav) de şöyle buyurdu:
“Rabb’inize kulluk ediniz.Beş vakit namazınızı kılınız! Ramazan ayında orucu nuzu tutunuz! Beytullah’ı haccediniz! Zekatlarınızı gönül hoşluığuyla veriniz! Bunları yaparsanız,Yüce Rabb’inizin cennetine girersiniz. Benim söylediklerimi duyuyor musunuz?
O sırada başka bir cemaatten bir adam da:
“-Ne dedin?” diye sordu. Bunun üzerine Peygamberimiz(sav),yukarıdaki sözle rini tekrar buyurduktan sonra en yüksek sesiyle şöyle devam ederek:
“ Ey insanlar! Bu, nasıl bir gündür? Diye sordu. Mü’minler de:
“Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dediler. Peygamberimiz (sav):
– Bu ayınız nasıl bir aydır? Diye sordu.Müminler de:
– Allah ve Resulü daha iyi bilir! Dediler.Peygamberimiz(sav),şöyle devam buyurdu:
“ Bu gününüz, hürmetli ve dokunulmaz bir gündür. Bu ayınız, hürmetli ve dokunulmaz bir aydır. Bu beldeniz, hürmetli ve dokunulmaz bir beldedir. Ey insanlar! Kanlarınız ve mallarınız da, Yüce Rabb’inize kavuşuncaya kadar, bu gününüz,bu ayınız ve bu beldeniz gibi, birbirinize haram ve dokunulmazdır. Haberiniz olsun ki; kıyamet günü ben, önceden gidip havuz başında sizi bekleye ceğim. O gün, başka ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Sakın,çok günah işleyip beni mahcup etmeyiniz! Benden görmüş, benden işitmiş, benden sormuş olduğunuz şeylerde bana yalan isnatta bulunan kimse, cehennemedki yerine hazırlansın.
Haberiniz olsun ki; ben birtakım insanları kurtaracağım. Diğer birtakım insanların kurtulması için de ısrar edeceğim:
-Ya Rabb’i! Bunlar de benim Sahabilerimdir! Diyeceğim.Yüce Allah’da:
– Senden sonra onların neler yaptıklarını sen bilmiyorsun! Buyuracaktır!”
(Ahmed bin Hanbel)
Bundan sonra Peygamberimiz(sav):
“ Sizler muhakkak Rabb’inize kavuşacaksınız ve dünyada yaptıklarınızdan sorguya çekileceksiniz. Ya Rabb’i tebliğ ettim mi?” buyurdu ve elini semaya doğru kaldırarak:
“ Ey Allah’ım! Bunlara tebliğ ettiğime şahid ol! Ey Allah’ım! Bunlara tebliğ ettiğime şahid ol! Buyurdu.
Peygamberimiz (sav),hutbesini şöyle sürdürdü:
“ Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine teslim etsin. İyi biliniz ki,özellikle üç şey,mü’min ve Müslümanların kalblarinde kin ve kıskançlığa mahal bırakmamaktadır.
Allah’a ihlaslı olarak amel etmek,
Müslümanların idarecilerine nasihatte bulunmak,
Duaları müstecab ve diğer Müslümanlara da şamil olan Müslüman cemaata itikat ve Salih amelde tabi olmak.
İyi biliniz ki; cahiliyyet devrine ait her şey ayaklarımın altında geçersiz kalmıştır. Bu cümleden olarak, cahiliyet devrinin bütün kan davaları hükümsüz kalmıştır. Hükümsüz saydığım ilk kan davası da, bize ait kan davalarından İbni Rebia bin Haris bin Abdulmuttalib’in kan davasıdır.
Cahiliyet devrine ait olan bütün faizler de kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz, amcam Abbas bin Abdulmuttalib’in faiz alacağıdır. Faizlerin tamamı hükümsüzdür. Fakat ana paralarınız,sizin hakkınızdır. Ne bundan fazlasını isteyip borçlulara zulmediniz, ne de hakkınızdan aşağı alıp mazlum durumuna düşünüz! Allah,faiz yoktur, diye hükmetmiştir.
İmdi, ey insanlar! Şüphesiz şeytan, şu topraklarda sizi şirke sokmak hususunda temelli olarak sizden ümidini kesmiştir. Fakat siz, bunun dışındaki işlerinizde şeytana itaat edecek olursanız,bu onu sevindirecektir. Siz, dininiz hakkında şeytandan sakınınız!
Ey insanlar! “Hürmetli aylarda konulmuş savaşma yasağını kendi akıllarınca çiğnememek için hürmetli ayları ertelemek, ancak küfürde daha ileri gitmektir. Kafir olanlar, bununla yoldan çıkarılır. Hürmetli ayları sonraya bırakarak başka aylarla yerlerini değiştiren o kafirler, Allah’ın hürmetli kıldığı ayların sayısını çoğaltıp eksiltmeden tam o sayıya uygun kılmak için, yerini değiştirdikleri hürmetli ayı bir yıl helal, bir yıl haram kılarlar. Bu suretle Allah’ın haram kıldığını helal kılmış olurlar.”(Tevbe:37)
Şüphe yok i, zaman Allah’ın, gökleri ve yeri oluşturduğu gündekine benzeyen şekline, eski haline dönmüştür. Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylarıdır ki üçü, birbirinin ardınca gelir. Bunlar Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır. Bir tanesi de, Cümazilahir ile Şaban ayları arasındaki Receb ayıdır.
Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allah’tan korkunuz. Siz, onları ancak Allah’ın emaneti olarak aldınız ve kendileriyle evlenmeyi de,Allah’ın emir ve izniyle helal edindiniz.
Ey insanlar! Şüphe yok ki, sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır. Onların da sizin üzerinizde hakkı vardır. Sizin onlar üzerinde hakkınız,yatağınıza sizden başkasını almamaları,arayı açacak fuhuş irtikap etmemeleri, evinize girmesini istemediğiniz kimseyi izniniz olmadıkca evinize sokmamalarıdır. Eğer onlar, bunun aksini yaparlarsa, Allah,size onları yatakta yalnız bırakmanıza izin vermiştir. Kendilerini fazla incitmeyecek derecede dövebilirsiniz de. Eğer itaat gösterip size boyun eğerlerse, onların üzerinizdeki hakkı, şeriatın emrettiği şekilde yiyecek ev giyeceklerini sağlamaktır.
Kadınlar hakkında hayırlı olmanızı tavsiye ederim. Çünkü onlar, sizin yanınızda emanettirler. Kendileri zayıftırlar; bir şeye malik değillerdir.
Ey insanlar! Size tebliğ etmiş olduğum sözlerimi aklınızda iyice tutunuz! Ben, size üç şey bıraktık ki,onlara sahip çıktığınız müddetçe asla sapmaz sınız. Onlar: Allah’ın Kitabı, Resulullah’ın Sünneti ve Benim Ehl-i Beytimdir.
Ey insanlar! Sözlerimi iyi dinleyiniz ve aklınızda iyice tutunuz. Müslüman, Müslümanın kardeşidir; böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Kişiye, kardeşinin malı-kendisi gönül rızasıyla vermedikçe- helal olmaz.
Kendinize yazık etmeyiniz!”
Peygamberimiz (sav) bundan sonra, hitap ettiği mü7minlere:
Allah aşkına tebliğ ettim mi? Diye sordu. Onlar da:
Allah için, evet dediler. Peygamberimiz:
Ey Allah’ım! Şahid ol! Diyerek Allah’ı şahid tuttu. Sonra şöyle
buyurdu:
“ Sakın,benden sonra kafirler gibi cahiliyet haline dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!
Ey insanlar! Rabb’iniz bir, babanız da birdir. Hepiniz Adem soyundansınız. Adem de topraktandır. Allah katında sizin en şerefliniz, en çok takva sahibi olanınız; Allah’ın emirlerini en çok yerine getiren ve yasaklarından en çok sakınanızdır.
Arab’ın Arap olmayana üstünlüğü ancak takva iledir.”
Peygamberimiz (sav),bundan sonra yine:
Tebliğ ettim mi? Diye sordu. Mü’minler de:
- Evet! Dediler.
Peygamberimiz (sav), bundan sonra da şöyle buyurdu:
“ Sizden burada bulunanlar, bulunmayanlara da bunları ulaştırsınlar.
Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah, her hak sahibine, hakkını vermiştir.
Varisin,mirastan hakkını alabilmesi için, murisin vasiyetine gerek yoktur.
Çocuk, kimin yatağında (nikahında) doğmuşsa, ona aittir. Zinacı, çocuğun nesebinden mahrumdur.
Kendisini, babasından başkasına nisbet eden kişi veya kendi efendisinden başkasına nisbet eden köle, Allah’ın meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın! Yüce Allah, öylelerinin ne tevbe ve nafilesini, ne de fidye ve farizasını kabul eder.
Kölelerinize karşı iyi davranınız. Kölelerinize iyi bakınız. Onlara kendi yediklerinden yediriniz ve giydiklerinizden giydiriniz. Onlar, bir suç işlerler de, siz kendilerini bağışlamak istemezseniz, Allah’ın o kullarını satınız. Fakat onlara azap etmeyiniz.
Ey insanlar! Size azası kesik bir köle de amir olarak tayin edilecek olsa, sizi, Allah’ın kitabının hükümleriyle idare ettiği müddetçe onu dinleyiniz,kendisine itaat ediniz.”
Peygamberimiz (sav) bundan sonra da:
“ Ben, size sorulduğumda benim hakkımda ne diyeceksiniz. Diye sordu. Mü’minler de:
“ Allah tarafından getirdiklerini bize tebliğ ettin. Peygamberlik vazifeni yerine getirdin. Bizi öğütledin” diyerek şehadette bulunacağız! Dediler. Peygamberimiz(sav) de,şehadet parmağını yukarıya kaldırıp halka işaret ederek:
– Allah’ım şahid ol! Allah’ım şahid ol! Allah’ım şahid ol! Allah’ın selamı,rahmet ve bereketi üzerinize olsun! Buyurarak hutbesini tamamladı. (Ahmed bin Hanbel, Daremi, Müslim, Ebu Davud, İbni Mace müsnedleri)
Peygamberimiz (sav), hutbesini bitirince,Bilal-i Habeşi, öğle ezanını okudu, sonra kamet getirdi. Peygamberimiz, önce öğle namazını kıldırdı. Arkasından da kamet getirildikten sonra ikinde namazını kıldırdı. Böylece bir ezan ve iki kametle iki vaktin namazını birleştirdi. İkisinin arasında başka namaz kılmadı.
. Saadet Yılları( Resulllah’ın örnek Hayatı): C: 6.. Sayfa: 260.
KAYNAKLAR
1- Kur’an- Kerim ve Mealler
2- İslami Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence. Doç. Dr. İhsan Süreyya Sırma.
3- İslami Tebliğin Medine Dönemi ve cihad. Noç Dr. İhsan Süreyya Sırma
4- Hac Risalesi. Mustafa İslamoğlu
5- Hacı adaylarına özet bilgi ve dualar. İrfan Yücel
6- Diyanet Hac Rehberi. Komisyon
7- Milli Gazete’de yayınlanan Suudi Arabistan . Hac ve umre seyahat yazılarım.
8- Resulullah’ın Örnek Hayatı. Saadet Yılları. Ali Akın. Milli Gazete.

Yorum Alanı

Bu haberi yorumlayabilirsiniz

giriş yapmak zorundasınız to post a comment.