Cemiyyetül Abdullah Nuri Hayriyye
‘Arap âlemi için Mısır ne ise İslam âlemi için de Türkiye odur’
İkinci durağımız Şeyh Nadir’in hayır kurumu. Şeyh Nadir’in kurumdaki makamına girdiğimizde bizi ayakta karşılıyor. Hoş beşten sonra bana sizinle İstanbul’da gazete merkezın de tanımış ve sohbet etmiştik diye konuşmasına başlıyor.Ben de kendisiyle toplantılar vesilesiyle birkaç kez görüştüğümüzü söylüyorum.
Şeyh Nadir Nuri Cemiyetinin çalışmalarını anlatarak başladığı sohbetini Erbakan Hocamızla olan anılalarıyla tamamlıyor.:
Şeyh Nadir Nuri: Biz Türkiye’yi İslam ümmetinin kalbi pozisyonunda görüyoruz. İstanbul’u ise İslam âleminin başkenti olarak görüyoruz. Bütün İslam ümmetinin bayraktarı olarak görüyoruz. Zaten Sayın Başbakanınızın Kuveyt’i ziyaretinde halkımızın gösterdiği ilgi ve alaka Kuveyt olarak Türkiye’ye bakışımızı göstermektedir. Türkiye, cihan şümul devleti olan Osmanlı’nın varisidir. Bazı liderlerden uzak durmayı yeğleyen, bazı halklardan uzaklaşan halkımız ve bizler Türkiye’yi ve halkınızı çok seviyoruz. Çünkü Türk halkının doğruları var ve bizim doğrularımızla örtüşüyor. İşte bu nedenle Kuveytliler olarak Türkiye’yi ilgi ile izliyor ve seviyoruz. Bu sözlerimiz kalbimizden gelen samimi sözlerdir ve sevgimiz de gerçek sevgidir. Benim başında bulunduğum cemiyetteki bütün insanların böyle olduğunu bildiğim gibi tanıdığım ne kadar Müslüman varsa Türkiye’ye ve Türk halkına karşı onların da fikirleri ve düşünceleri dile getirdiğim gibidir. Türkiye’nin İslam âlemine, İslam ümmetine önder olmasını istiyoruz. Arap âlemi için Mısır ne ise İslam âlemi için de Türkiye odur. Böyle bir önderliği yapabilecek tek ülkenin de ancak Osmanlı’nın varisi olan Türkiye’nin yapacağı konusunda bütün İslam ümmeti hem fikirdir. Endonezya, Pakistan, Mısır ve Türkiye İslam âlemi için siyasi alanda çok önemli ülkelerdir. Eğer bu ülkeler güçlü olurlarsa İslam âlemi güçlenecek ve kimse onların önüne geçemeyecektir. Bütün İslam aleminin Türkiye’den beklentisi, İslam ümmetine önderlik yapmasıdır.
30 yıl önce kurulmuş olan kurumumuz, 90 ülkede faaliyet gösteren uluslar arası bir kuruluştur. Asıl amaç ve hedefi ise önderlik kadrosunu yetiştirmektir. Bu manada Rahmetli Milli Görüş Lideri Necmettin Erbakan’la çok önemli bağlarımız var. İlk kurulduğumuz günden beri bu bağ vardır ve halen devam etmektedir. Her yıl Türkiye’de yapılmakta olan Milli Görüş Kongresi’ne beni davet etmişti. Bana her karşılaştığımızda ve görüştüğümüzde diyordu ki; ‘Sen Arap âleminin içerisine giriyorsun ve bütün Arap âlemi ile ilişkin var. Ve sen ümmet için ne hayırlı ise onu ve hayırsız olanı da görüyorsun.’ Genelde uluslar arası yaptığımız seyahatlerde Lütfü Doğan Hocaefendi, Osman Yumakoğulları ve Emin Saraç Hoca efendi ile birlikte çoğu defa karşılaşır ve sohbet ederdik. Erbakan Rahmetullah Aleyh gece uçakta bile vakit namazlarının yanı sıra teheccüt namazı kılıyordu. Ben buna defalarca şahit olmuşumdur. Sadece ileri görüşlü bir lider ve devlet adamı değil, İslam inancı son derece güçlü, ibadetlerin yapılması konusunda da son derece hassas bir Müslüman idi.
Türkiye’de kurulmuş olan ve uluslar arası alanda faaliyet gösteren çok güzel yardım kuruluşlarınız var. Biz gerçekten onların yaptıklarını hayranlıkla izliyoruz. Çok isabetli ve çok güzel yardımları başarı ile yapıyorlar. İHH’nın başında bulunan Bülent Yıldırım için ben diyorum ki, ‘Gerçekten yıldırım gibi bir insan.’ Ben bir Milli Görüş üyesiydim. Nevzat Laleli ile beraber MGV’de çok güzel hizmetler yapmıştık. Avrupa Milli Görüş teşkilatlarına da üyeydim. Osman Yumakoğulları ile birlikte çok güzel işler yaptık. Muhterem Erbakan Hoca her nereye gidecek olursa mutlaka Mustafa Tahhan’a derdi ki, ‘Nadir’de mutlaka gelsin.’ Ve böylece özellikle yaptığı yurtdışı seyahatlere mutlaka beni de götürürdü. Hatta arada bir yurtiçi seyahatlerinde de birlikte oluyorduk. Kahraman Maraş, Diyarbakır, Mardin, Erzurum gibi pek çok Türk şehrini ben Erbakan’la birlikte gezmiştim, tanımıştım. O konuşur ben dinlerdim. Sonra da Arap âlemindeki gelişmeleri ben anlatırdım, O dinlerdi.
Hepimiz Ayrı Millet Olsak da
Tek Ümmetiz
Otele ziyaretimize Kuveyt’in önemli tarihçilerinden Dr. Cemal M. El Zengi Bey geliyorlar.Kendisi tarihi çalışmalarında ağırlıkta Selçuklular ve Haçlılar dönemini seçmiş. Bu alanda tarihe ışık tutacak önemli eserler telif etmiş bir tarihçi.
Soyadının Zengi olmasının dikkatimizi çektiğini söylelediğimizde
Tarhteki Nurettin Zengi ile bir akrabalık bağının olmadığını ifade ediyor.
Çalışmalarını ise özetle şöyle anlatıyor: DR. Cemal M. El Zengi. Bu konuda ki doktora tezim İmarat of Demascus adıyla Şam emirliklerini konu alıyordu. Daha çok Selçuklular dönemini kapsamaktadır. Benim bütün araştırmalarım Selçuklular dönemidir. Şam diyarında bazı emirlikler vardı ikinci haçlı seferlerine kadar. O dönemlerde Müslümanların son derece zayıf oldukları ve askeri alanda geri kaldıkları dönemlerdi. Ancak sonradan Müslümanlar güçlendiler. Nurettin Zengi döneminde tabiî ki Müslümanlar hamle yaparak güçleneceklerdi.
Benim yaptığım araştırmalar içerisinde Selçuklulardan bir Müslüman Türkmen komutan olan Yahki Siyan’la ilgili bir araştırmam da oldu. Bu komutan Antakya bölgesinde hüküm süren bir komutandı. Haçlı seferlerinden önce idi. Ancak haçlı seferleri başladığında onlara karşı mücadelede çok önemli görevler yaptı ve önemli roller oynadı. Bu araştırma Antakya’nın tarih içerisindeki önemine atıf yapmış önemli bir mukaddimedir. Bu çalışmanın yapılması süresince çok büyük titizlikle, hassasiyetle çalıştım. Son dönemlerde yaptığım çalışmalarda ise haçlı kadınlarının ülkelerinde nasıl otoriteyi nasıl ele geçirdikleri ve devletleri nasıl yönettiklerine dairdir. Bu konu daha önce üzerinde hiçbir araştırma yapılmamış yeni bir konu ve yeni bir alandır. Araştırmaya konu edindiğim dönemdeki kadının Avrupa devletlerindeki otoritesi ve hükümranlığı bugünü de dâhil etsek hiçbir dönemde rastlanmamıştır. Araştırma konum 13. yüzyıl idi. Bu dönemin başında Avrupa’da kadın hüküm sahibi değildi. Ne zaman ki Anadolu’da ve Kudüs civarında haçlılar güçlü olarak bulunmaya başladılarsa işte o zaman haçlı kadını da devlet üzerinde olağanüstü bir otorite kurmaya ve devlet yönetiminde bulunmaya başladı. Kadın konusu ne Müslümanlar tarafından, ne de batılılar tarafından hiç bugüne kadar araştırma konusu yapılmadı.
Haçlı kadını üzerine yaptığım araştırmada gerçekleri ortaya koyarak onu bir hikâyeye dönüştürmeye çalıştım. Yaptığım çalışmalar neticesinde çok güzel bir tarihi roman ortaya çıktı. Araştırmalar neticesinde ortaya çıkan gerçekler ışığında güzel bir tarihi roman denemesi oldu benim için. Tabi bunu yapabilmek için büyük bir çaba sarf ettim. Bu tarihi romanın ismini ise Rabbın Memleketinde Kadının Hükmü olarak koydum. Tabi tarihçinin çalışması romancının çalışması ile benzeşmez, farklılık arz eder. Böyle bir çalışma benim için yeni bir çalışma, yeni ve güzel bir deneme oldu. Ben bu romanımda söyleşiyi idare eden kişi oluyorum, sorulan soruları cevaplayan ise haçlı kadınlar oluyor.
Kuveyt toplumuna ilişkin de çok sayıda araştırmalarım ve eserlerim var. Kuveyt devletinin Saddam’ın işgalinden kurtuluşlarından sonraki sosyal hayatını içeren araştırmalarım ve kitabım da var. Bu daha çok sosyal güvenlikle ilgili bilgileri ve gerçekleri içeriyor. İşgalin toplum üzerinde yaptığı olumsuz tesirler ve halen devam etmekte olan rahatsızlıkları bizzat kamuoyu araştırmaları yaparak ortaya çıkarmaya çalıştık. Savaş sonrasında geriye kalmış olan Kuveyt’e ilişkin gerçekleri bu kitapta toplamaya çalıştım.
Şu an uzmanlık alanımdan uzak önem verdiğim bir konu var. Kuveyt’in doğuşu, kuruluşu, özellikle ilk dönemleri, o dönemde burada yaşamakta olan çok önemli bir fıkıh âlimi var. Bu âlim zat Kuveyt’in kuruluşu ile ilgili bir kitap neşretti. Ben de bu kitabı şu an tahkik ediyorum. Çünkü bu kitap bu zamana kadar hiçbir araştırmacı tarafından incelenmemiş ve çok ihmal edilmiş. İnşallah bu kitabı incelemeyi bitirdikten sonra Kuveyt’in kuruluşu ile ilgili bir roman çalışması düşünüyorum. Kitapta anlatılan dönemler, ülkemizin Osmanlı hâkimiyetinde olduğu dönemleri kapsıyor. Kuveyt o dönemlerde diğer ülkelere göre Osmanlıya velayetini ilan etmiş en önemli ülke idi. Bu, Kuveyt halkının yıllardır dillendirdiği bir sözdür. Hatta Kuveyt’in kurucusu olan Şeyh Sabah, Osmanlı’ya olan velayetlerinden sürekli gurur duyuyor. Ve bunun her yerde ifade eder, konuşurdu. Son dönemlerde bazıları Kuveyt’in Osmanlı’dan hep uzak olduğunu ve hiç hükmü altına girmediği yönünde şeyler dile getiriyorlar. Bu söylenenler doğru şeyler değildir. Bu tür şeyler, yalan tarih ortaya çıkarmaya yöneliktir veya tarihi inkâr ederek ters çevirmeye yönelik şeylerdir. Bu kitapta konu edinen şeyler daha çok Osmanlı tarihi ile ilgilidir.
Yahudiler Tarih boyunca her daim Müslümanları birbirine kırdırmıştır
Özellikle Selçuklular dönemine ilişkin yaptığım çalışmaların tamamında halen bugün de Müslümanlar arasına girmekte olan fitneleri o günde yaşandığını görüyoruz. Ve bu fitne tohumların tamamını da Müslümanlar arasına sokan tek bir millet var. O da Yahudiler. Tarih boyunca her daim Müslümanları birbirine kırdırmış, bölünüp parçalanmalarını sağlamış ve yutulacak küçük lokmalar haline getirmeye çalışmıştır. Ve tarih boyunca bunu her dönemde, her coğrafyada yapmışlardır. Selçukluları bölen de onlardı, tarih içerisinde Müslüman ülkeleri birbirine düşürüp yok olmalarını sağlayan da onlardı, Osmanlı’yı yıkan milliyetçilik akımını ortaya çıkarıp güçlendiren ve Osmanlı’yı bölüp parçalayan da onlardı.
Osmanlı’nın ilk dönemlerine baktığımızda tekâmülünü tamamlamış, iktisadi ve sosyal hayatını oluşturmuş, askeri ve siyasi alanlarda önemli kalkınmalar yapmış, döneminin en modern devleti idi. Yıkılışından yaklaşık 150 yıl öncesinde zayıflamaya başlamıştı. Süreç içerisinde gerileme ve çöküş dönemlerinde Avrupa’yı taklit etmeye başladılar. Cihada ilişkin aşk ve şevkleri kırılmaya başladı. Sonra Abdulhamit Han hazretleri tahta geçti. Osmanlı içerisine yayılmış olan büyük fesadı ve çöküşe götüren etkenleri halletmeye çalıştı. Ancak maalesef 30 yıl gibi uzun bir süre bütün gücü ile mücadele etmesine rağmen tam anlamıyla muvaffak olamadı. Ama şükürler olsun ki şu an Türkiye’de ki İslami uyanış, İslami diriliş, geçmişteki yaşananların geri gelmesi konusunda Müslümanlar üzerinde büyük bir umut yeşertmiştir. Bu da İslam ümmeti adına çok sevindirici bir gelişmedir. Bütün Arap âlemi Türkiye tecrübesini kendisine örnek almaya çalışıyor. İslam âleminde ve Türkiye’de çok güzel kalkınma hamleleri var. Ve Müslüman ülkeler arasında güzel bağlar ve ilişkiler kuruluyor. İnşallah bu gelişmeler Bütün İslam âleminin dayanışmasına, kalkınmasına ve güçlenmesine vesile olacaktır. Yapılan görüşmeler, atılan adımlar, yapılan işbirlikleri ve anlaşmalar çok güzel gelişmelerdir. Aslında ayrı milletler olsak da birbirimize çok yakın insanlarız. Çünkü İslam dini bizi birleştiriyor, kardeş yapıyor. Hepimiz ayrı millet olsak da tek ümmetiz.
Batı sömürge anlayışı hep Osmanlı’nın yıkılması için planlar, programlar yaptı, parçala-yut oyununu oynadı.
Mücteba Dergisi
Erbakan Özel Sayısı
İslam dünyasında önemli bir yeri bulunan Mücteba Dergisi yayın hayatını 41 yıldır Kuveyt’ten sürdürmektedir. Bizde Kuveyt de bulunduğumuz günler de Mücteba dergisini ziyaret etmeyi programlamıştık. Tercümanımız Nesimi Hoca derginin genel yayın yönetmeni ile dost olduğunu söylüyor. Kendisini arayarak görüşme isteğimizi iletince Şaban Abdurrahman kaldığımız otelde olduğunu ifade ediyor. Lobide bir araya geliyoruz Mısır Müslüman Kardeşler Teşkilatı Genel mürşit Büro yetkilisi Dr. Mohye el-Hamed Bey ile birlikteydi. Ayak üstü kısa bir sohbetten sonra kendilerini en kısa zamanda bir araya gelmek üzere uğurluyoruz.
.Cuma akşamı gece 12’de Şaban Bey otelimize teşrif ederek sohbet ediyotuz. Şaban Bey Mısırlı bir gazeteci 12 yıl radyosunda görev yapmış. 5 yıldır Mücteba Dergisi’nin Editörü.
Şaban beyle görüşmemiz sobet havasına geçiyor. Bölgedeki gelişmeler,Tunus,Mısır, Libya ve Suriye’deki olayları değerlendiriyoruz. İslam dünyasının içerisinde bulunduğu gerginlikleri,Filistin ve Gazze’yi konuşuyoruz. Nihayet sıra Mücteba Dergisi’ne geliyor.Şaban bey Mücteba Dergisi’ni gaye ve mesajlarını şöyle ifade ediyor: ‘ Mücteba Dergisi yayın hayatına 1970 yılında başladı. 41 yıldır yayınını sürdürmektedir. Kuveyt işgali sırasında yayını kesintiye uğradı. Hedefi ve mesajı ise: Dergi ilk sayısında belirttiği hedeflerinde yayın hayatını sürdürmektedir.
İlk sayısının önsözünde derginin çıkış gayesi anlatılmış, geçen yıllar içerisinde de ogün belirlenen gaye ve hedefler doğrultusunda yayın hayatını sürdürmektedir. Arap halklarının mahrum olduğu hakları, özellikle de Filistin halkının haklarını savunmayı kendisine şiar edinmiştir.
Emperyalizme ve sömürüye karşı, insan haklarını savunan, Müslüman azınlıkların haklarını ve ümmetin İslam kimliğini savunmaktadır. Batıdan gelen ahlaksızlığa karşı duracak hamlelerle karşı çıkmaktadır. 41 yıldır duruşunda bir değişme olmadan İslam kimliğini korumuş. Kültürel bombardımanlara karşı gençler arasında ortayolu yerleştirmeye önem verdi. Müslümanları azınlıklar konusunda aydınlatmaya önem verdi. Keşmir, Filipinler, Doğu Türkistan, Bosna-Hersek her zaman gündemindeki sıcaklığını korudu.
Mücteba Dergisi İslam Tarihi ile ilgili yanılgıları düzeltmeyi şiar edindi. Bu konuda önemli dosyalar hazırladı. İslam tarihinde mağdur edilen şahsiyetlere itibarlarını kazandırmaya yönelik yayınlara önem verdi. Harun Reşid gibi…
Batı aleminin islama bakışını eleştirerek gerekli savunmaları yaptı. Türkiye Müslümanlarının konumunu da öncelikleri arasına aldı. Türkiye ile Arap ülkeleri arasında köprü görevi üstlendi.
Geçen sayısını Milli Görüş Lideri merhum Prof. Dr. Necmeddin Erbakan özel sayısı olarak çıkardı.. Vefatın da Bosna Lideri Aliya İzzet Begoviç içinde özel sayı çıkarttık.
Türkiye’de üç temsilcimiz bulunmaktadır. 120 ülkeye dağıtım yaplıyor. Inter net sitemiz mevcut.
Yorum Alanı