// Devamını okuyun...

Seyahat Yazıları

HAC UMRE VE ÖTEKİ SUUDİ ARABİSTAN İZLENİMLERİ 1

HAC İZLENİMLERİM

HAC UMRE VE  ÖTEKİ SUUDİ ARABİSTAN İZLENİMLERİM

ÖNSÖZ

Medeniyetlerin, Peygamberlerin, savaşların,acıların, ölümlerin ve yıkımların merkezi; Ortadoğu…

Yeryüzünde gelmiş geçmiş tüm medeniyetlerin dörtte üçünden fazlasına beşiklik etmiş olan Ortadoğu, aynı zamanda son yüzyıl içinde, savaş rüzgarlarının hiç dinmediği bir coğrafi bölgedir. Bölgenin bir diğer ve önemli özelliği de, hemen hemen bütün dinlerin kaynağı oluşudur. Medeniyetlerin, özellikle gelişme dönemlerinde geniş topraklara sahip olma arzuları,dinlerin yayılması için yapılan çalışmalar ve dinler arası yaşanan çekişmeler, bölgede sürekli savaşların yaşanmasına neden olmuştur. Son yüzyılda ise, zengin petrol yakalarının bulunması, özellikle gelişmiş batı ülkelerinin iştahlarını kabartmış ve bölge,barışın unutulduğu topraklar halini almıştır.

Ortadoğu,medeniyetler ve kültürler zengini bir bölgedir. Fırat ve Dicle’nin suladığı çok verimli topraklar üzerinde, sayısız medeniyetler kurulmuştur. Anadolu yarımadası, medeniyetler tarihi bakımından çok önemli bir yere sahiptir. Ortadoğu’nun güneybatı bölümünü oluşturan Mısır’da yer alan Nil, medeniyetlerle yoğrulmuş bir nehirdir. Öte yandan Arap yarımadası ise, dünyada eşine rastlanmayan bir İslam medeniyetinin beşikliğini yapmıştır.

Tabi ki, Mekke ve Medine İslam medeniyetinin Arap yarımadasındaki önemli merkezleridir. İslam bu şehirlerden dünyaya yayılmıştır. İslamın yüce değerleri bu şehirlerde bulunmaktadır. Ayrıca bu şehirler Müslümanlar için önemlidir. Bu öneminden dolayı da Müslümanlar tarafından ziyaret edilmektedir. Buraları ziyaret bir ibadettir. Cenabı Hak Kur’an-ı Kerimi’nde Mekke’nin ziyaretiyle ilgili olarak “ Beytullah’ı ziyaret etmek, buna gücü yetenler için Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır” buyuruyor. Bu emr-i ilahi gereği Müslüman larda güçleri yettiği takdirde bu mukades beldeleri ziyaret ederek,Yaradanlarına karşı görevlerini ifaya gayret ederler. Eğer bu ziyaret Hac aylarında yapılırsa “HAC” diğer aylarda yapılırsa “UMRE” adını alır.

Hac, renk,din,ırk,ülke,kültür,makam ve mevki farkı gözetmeksizin aynı amaç ve gayeleri taşıyan milyonlarca müslümanı bir araya getirerek eşitlik ve kardeşliğin çok canlı bir tablosunu oluşturur. Bu lafta kalan kuru bir iddiadan ibaret değildir. Zenginiyle, fakiriyle güçlüsüyle, güçsüzüyle bütün hacılar aynı kıyafetler içinde, aynı mahrumiyetleri yaşayarak, aynı güçlüklere katlanarak, aynı şartlarda hareket ederek fiili bir eşitlik ve kardeşlik eğitiminden geçerler. Trilyonlara hükmeden bir zenginle geçimini zor karşılayan bir fakire aynı kıyafet içinde Arafat’ta beraberce el açıp dua ettiren ve Kabe’nin etrafında yan yana tavaf ettiren hac ibadeti, insanlara makam mevki,mal mülkle böbürlenme meyi, İslam kardeşliği içinde tanışıp kaynaşmayı ve mahşeri unutmamayı öğretir.

İslam dininin doğup yayıldığı,vahyin indiği Hz. Peygamber(sav) ve Ashabının bin bir güçlük ve sıkıntılar içinde mücadeleler verdiği ve Hz.Adem’den beri bazı peygamberlerin uğrak yeri olmuş kutsal toprakları görmek, müminlerin dini duygularını güçlendirir,İslam’a bağlılıklarını artırır.

Bizde bu duygularla Suudi Arabistan’a çeşitli zamanlarda yaptığımız ziyaretle rimiz sırasında hem gazeteciler mesleğini icra etmeye hemde bu mukaddes beldelerin feyz ve bereketinden istifade etmeye çalıştık. Bugüne kadar bu ülkeye 9 ziyaretim oldu. Kuşkusuz bu ziyaretlerimizin hemen hepsinde özellikle Mekke’yi daha doğrusu Kab’eyi ziyaret ederek Hac ve umre görevlerimizi ifa etme imkanı bulduk.

Ortadoğu’daki tüm gelişmelerin odak noktasında olması nedeniyle de bölgedeki tüm savaşlardan,acılardan da etkilenmiştir. Bu nedenle de I.Körfez savaşı ile ABD’nin Irak’ı işgalinin öncesindeki gelişmeleri Bu ülkeden izleme imkanını bulduk. Bu nedenle de Suudi Arabistan’a ziyaretlerimiz sadece Mekke ve Medine ile sınırla kalmadı. Riyad,Taif, Cidde, Dahran da ziyaret ettiğimiz Suud şehirleri arasındadır. Buralarda Suudi Arabistan’ın öteki yüzünü görme imkanın bulduk onun içindir ki, Kitab’da Riyad’la ilgili bölümü Öteki Suudi Arabistan diye yazdım. Buralardaki tesbitlerimi de sizlerle paylaşmak istedim.

Hz.Muhammed(sav) Efendimiz, davasıyla,dünya tarihinin en büyük inkilabını yapmış, aksiyonu, cesareti, merhameti,devlet yönetim,ordu komutanlığıyla,tüm insanlığa örnek olmuştur. Çünkü Allah söyle buyuruyor: “ Sizin için Resulullah’da en güzel örnek vardır” ( Ahzab suresi:21).

Onu örnek ve önder alıp,davasına sarılanlara ne mutlu diyerek,Peygamberimiz (sav)in yaşadığı yerleri ziyaret ederken,orada yaşadıklarını hatırlamak ve bilgile rimizi tazelemek amacıyla kitabda Mekke ve Medine’deki anılarıma ve tesbit lerime geniş yer verdiğim içindir ki, kitabın sonundaki “EKLER” bölümünde kısaca “HAC MENASİKİ”ndan bahsetmek ihtiyacını duydum. Ayrıca “Peygamber Efendimiz(SAV) in VEDA HUTBE’sini” de sizlerle bir kere daha birlikte okumak ihtiyacını istedim.

Kitabı yazmaktaki amacım, Suudi Arabistan’da yaşadığım güzellikleri, feyizli ve bereketli günleri sizlerle paylaşmaktır.Tabi ki benim gördüklerim ve kitabıma aksettirdiklerim bir gazetecinin kamerasının merceğinden yansımalardır. Tabi ki bu tespitlerimde Suudi’li görevlilerinde büyük paylarının olduğunu söylemeliyim .

İnşallah faydalı olur kanaatindeyiz.

Selam ve dualarımla….

Ankara. 2 Eylül.2003

HAC

Beytullah’ ı ziyaret etmek,buna gücü yetenler için Allah’ın

insanlar üzerinde bir hakkıdır”

( Bakara suresi: 97)

Allahu Teala Kabe-i Muazzama’ yı Mekke’de bina ettirdi. Ve “kim oraya girerse güven içinde olur “ buyurdu. Bu suretle Mekke’yi Mükerrem’ e saygı ve değerli kılındı.

Hz.Peygamber(sav) dahi,”Kabrimle minberim arası cennet bahçelerinden bir bahçedir” ve “kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip olur” sözleri ile de Medine-i Münevvere’nin kadr- u kıymetini ortaya koydu.

İşte Allah ve Resulü’nün övgülerini, iltifatlarını kazanmış olan bu iki şehir, yeryüzündeki şehirlerin en şereflisi ve kıymetlisidir. Bu sebeple Mekke-i Mükerreme’ yi ve Medine-i Münevvere’ yi ziyaret ile HAC farizasını eda etmek,gücü yeten her müslüman için farzdır.

HAC ibadeti de diğer bütün ibadetler gibi, Allah’ın bir tek O’nun emri olduğu için yerine getirilir. Nasıl ki,yasaklar Allah’ın yasakları olduğu için terk edilirse Hac da böyledir.

Hac Tevhidin simgesidir. Kuşkusuz tüm ibadetler insanı tevhide yöneltip şirkten uzak tutmaya yönelik teşri edilmişlerdir. Ancak bazı ibadetler tevhid şuurunu daha belirgin bir şekilde yansıtmaktadır. İşte bunlardan birisi de Hac ibadetidir.

Tüm tutsaklık ve esaretlerden soyutlanıp ulvi makamlara erişme aşkıyla başlar hac yolculuğu.Maddeden kurtuldukça yakınlaşma başlar ve Allah’ın simgesel Beyti’nin etrafında döndükçe yücelişe geçilir ve devam eder bu yüceliş. Öyle ki: İmam Cafer Sadık (r.a) ifadesiyle“ Senin adınla geldim,senin adınla gideceğim; senin yolunda olacağım,sana kulum,senin içindir kulluğum “ diyerek has tevhit inancına ve her türlü şirki reddediş makamına kavuşulur.

HAC, şanı Yüce Rabbimizin Mü’minlere bir lütf u keremidir. Mü’minler hiçbir dünyevi kaygı taşımaksızın, aynı inanç ve heyecanla aynı anda Allah’a dönerler yüzlerini, gönüllerini O’na açarlar. Bir tek O’na iltica ederler. O’ndan mağfiret isterler,tam imanla yaşamayı dilerler. Tam bir imanla ölmeyi niyaz ederler.

İslam milletinin, tek bir millet olduğunun en güzel ve en bariz ispatı HAC’ tır. Yeryüzünde yaşayan ayrı ırklardan insanların bir tek milletin fertleri, üyeleri olarak kucaklaşmaları, tanışmaları ancak Hac’ la gerçekleşir. Böylece ırkçılık, bölgecilik,mal,makam,şöhret gibi fertleri birbirinden ayıran ve uzaklaştıran engeller ortadan kalkar.

Ayrıca HAC, ümmetin siyasi,iktisadi,ekonomik,ruhi ve ahlaki haritasının da sergilendiği bir ibadettir. Ümmetin içinde bulunduğu izzet ya da zillet,fakirlik yada zenginlik,zayıflık yada cehalet,iyilik yada kötülük, esaret yada hürriyet ancak HAC ile gündeme gelir.

Yani,HAC her müminin Allah’la akdini (sözleşmesini) yenilemek için fırsatını bularak sembollerden oluşan menasıkı belli zamanlarda ve mekanlarda yerine getirmesidir. HAC, mahşerin provasıdır.

Kısacası hac ibadeti,gündüzü ve gecesiyle insanlığın ahlak konusunda eğitim merkezidir. Ancak İslam dinini sadece kimlik olarak taşıyan,İslam’ın söz konusu ettiğimiz özelliklerinden yoksun kalan toplumlar,bu eğitimi ne dünyalarına yansıtabilirler ne de ahiretlerine.

İslam’ın emrettiği ibadetler,sadece kuru bir şekilcilikten ibaret değil, tüm bunların bir ruhu ve özü vardır, o da insanı ahlaklı ve bilinçli yetiştirmektir.

Keşke Allah’ın hacda emrettiği hoşgörü ve kardeşliği hacda öğrenebilsek ve ülkelerimize taşıyabilsek. Keşke yüce ve aziz Peygamberimiz(sav)in veda hutbesindeki çok boyutlu emirlerini algılayabilseydik!..

Bugün dünyada bir buçuk milyarı aşan İslam dünyası için Suudi Arabistan topraklarındaki mukaddes beldeler büyük bir mana ifade etmektedir. İslam’ın beş şartından biri olan HAC, Suudi Arabistan’nın Mekke ve Medine şehirlerinin ziyaret edilmesini gerektiriyor.(Haccın farz ibadetleri Mekke şehrinde tamamla nır . Medine şehri ise Hz.Peygamber(sav) Efendimizin istirahgahı ve İslam tarihinin ilk dönemlerinin yaşandığı şehir olarak ziyaret edilir) Bu nedenle Suudi Arabistan’a gidip Hac ibadetini ifa etmek,her müslümanın gönlünde yatan büyük bir arzudur. Acaba bu arzusunu kaç Müslüman yerine getirebiliyor?..Hac ibadetini yerine getiren Müslümanlar dünyanın en mutlu kişilerdir…

MEKKE-İ MÜKERREME

MEKKE, sema ile arzın bir araya geldiği mübarek şehir. İlahi Nurun ilk tecelligahı, İslam’ın ilk beşiği. Yeryüzünde bütün nurlu alınların kendisine çevrildiği yer. Son dinin hep aynı heyecanla çarpan kalbi. Şehirlerin Anası..

Her karış toprağında Hz. Peygamber(SAV) Efendimizin ve O’nun ashabının ayak izi bulunan bu Şehri Mekke’yi tanımak,sevmek, ziyaret etmek kalben iman pırıltısı ile aydınlanmış gücü yeten her müslümanın borcudur. İslam’ın beş rüknünden biri olan HAC da, bu ziyaretin ve bu ziyaret esnasında yapılan vazifelerin adıdır. Her yıl milyonlarca insan bir sevgi ordusu halinde bu topraklara akıyor. Bu toprakların mübarek havasında yıkanıyor. Yeniden manevi bir aleme doğuyor.

Hac için Mekke’ye gelenler şehrin sınırına geldiklerinde “ Allah’ım burası senin aziz ve emin kıldığın beldedir. Benim bedenimi de cehennem ateşine haram kıl. Ölümden sonra kalkış gününde,beni azabdan koru. Ve beni sana uyan ve sevdiğin kullarından eyle” duasını okuyorlar.

Müslümanların ibadetleri günlük hayatın içine öylesine serpiştirilmiş ki, çalışma zamanı ile ibadet zamanı iç içe bir bütünlük göstermektedir. İbadet ile çalışma birbirinin tamamlayıcısı ve yaşanan hayatın iki yüzü,biri olmadan diğerinin sağlıklı olması mümkün değil. İnsan ibadet ile hayatın iç içe olduğu olduğunun bilincine Mekke’de daha iyi varabiliyor. Mekke’de dünya ile ahiret o kadar iç içe ki, hangisinin hangisiyle kazanıldığını kolaylıkla tesbit edebilirsiniz.

Mekke, Müslümanlar için İslam’ın ilk doğduğu şehir. Harem’in dışına çıktığınız da bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Harem’in dışı ile içi iki ayrı dünya gibi.

KABE GERÇEĞİN

DEĞİŞMEZLİĞİN SİMGESİ

Kabe, Haremin ortasında etrafında insan seli,siyah örtüleri içinde göklere uzanan bir nur sütunu gibi görünüyor. Onu ilk gördüğümde duyduğum derin ürpertiyi yine duyuyorum. Sadeliği ve güzelliği karşısında irkilmemek mümkün değil. Kabe’yi seyrederken Hz. İbrahim’in inşa edişini, İslamın ilk dönemlerini, asr-ı saadeti hatırlıyorum. Peygamberimiz (sav) i düşünüyorum. Ve Allah’ım “Peygamberimiz(sav) senden ne istemişse bizde senden onu istiyoruz. O’ nun dualarını kabul ettiğin gibi,bizim dualarımızı da geri çevirme” diye dua ediyorum.

Kabe’de insan adeta sonsuz bir nur ve ışık denizinde gibi bütün dünyevi arzulardan sıyrılıyor. Kabe gerçeğin, değişmezliğin simgesi. Dünya ile ahiretin kavuşma noktası. Kabe’de insan kendisini sonsuz hayatın kapısında olduğunu algılayabiliyor. Bir anda Müslümanlar olarak Batıya karşı mağlup olmamızın sırrını bulur gibi oluyor insan. Müslümanları canlı tutan kaynağı görüyorsunuz. Tekrar eski canlılığımızı kazanmak için elimizde, Kur’an ve Peygamberimizin dışında kaynak olmadığının idrakine varıyorsunuz.

Dua sesleri Kabe’de her yeri dolduruyor. Binlerce Müslüman Kabe’nin çevresinde saf olmuş. Müslümanlar yönleri Kabe olmak üzere onun çevresinde her an açan çiçekler gibiler. Öyle bir çiçek ki, diriliğini günün her anında koruyor. Yeryüzünde bir an yok ki, müslümanlar Kabe’ye dönüp O’nu ortalarına ya da karşılarına alıp namaz kılmıyor olsunlar.

Aşk ve imanla tüm dünya, tüm Müslümanlar Kabe’nin çevresinde saf tutmuşlar, namaz kılıyorlar. İşte mescid-i harem’de Kabe ve orada kılınan namazlar . O namazlar yeryüzünde sürdürülen namazların diri bir örneği. Müslümanlar tek bir vücutmuş gibi rüku ediyorlar,secdeye varıyorlar ve dua ediyorlar. Çünkü burada kılınan bir rekat namaz başka yerde kılınan yüz bin rekat namaza bedel.

Kabe çevresinde öyle bir hava oluşturmuş ki, üstüne gece inmiyor. Kabe de hayat sürekli. Şiddetin, kavganın yasak olduğu,otların koparılmadığı,ağaçların kesilmediği, hayvanların öldürülmediği bu çevrede,hayat bir değişik. İşte şehirciliğin ve tabiatı korumanın, çevreciliğin özü. Çevreyi ve onun içerisindeki canlıları korumak istiyorsak, yeryüzünü aynen Kabe de olduğu gibi, Harem bölgesi ilan etmemiz gerekmektedir.

Kabe’de namaz ve ibadet bambaşka. Binlerce kişi ile tek kişi gibisiniz. Ama daha güçlüsünüz.

TAVAF

Kabe’yi ziyaret edenlerin ilk yaptığı işlerden birisi de Tavaftır. Tavaf sadece bir dönmeden ibaret değildir. Tavaf aynı zamanda bir sürekliliği, hareketi, disiplini ifade etmektedir. Yani üç unsur bir araya gelerek Tavafı meydana getirmekte.

Tavaf’a Hacer’ül Esvad’in bulunduğu noktadan başlanır. Bu nokta evrenin düzenine girdiğimiz noktadır. Hacer’ül Esved’e istilam ederek tavafa başlarken aynı zamanda da yol seçilmektedir. Yani geleceğimizi ve hedefimizi tayin etmekteyiz. Bu duygular ile insan seli arasına katılırken,aynı zamanda da Allah’ın müttefiki olduğumuzu belirtmek için andımızı tazelemeliyiz. Bu şekilde bütün önceki bağlılıklarımızdan – buraya(hacca) gelmeden önceki yanlış düşüncelerimizden – kurtulacak ve yeryüzündeki güçlerin, iki yüzlülerin, nede diğer insanların ağaların v.s. nin müttefiki olmayacağımızı söylüyoruz.

Allah’ın eli,onların eli üzerindedir” (Fetih.10)

Tavafın yedi şavtı tamamlandıktan sonra Makam-ı İbrahim’de iki rekat namaz kılınır.

Makam-ı İbrahim neresidir?… O makam üzerinde İbrahim (AS)in ayak izleri bulunan bir taş parçasıdır. İbrahim(AS) bu taş parçasının üzerinde durarak Kabe’ nin köşe taşını “ Hacer’ül Esved’i” yerine koymuş. Kabe’yi yapmaya buradan başlamış.İbrahim makamında olmak,O’nun yerinde olmayı simgeliyor.

İbrahim(as) Kabe’nin yapıcısı,hürriyet evinin mimarı.. Tevhid’in kurucusu putlara karşı savaşcı…Nemrud’un işkencelerine uğrayan peygamber..

SAY

Makam-ı İbrahim’de namaz kılan mümin Safa ile Merve tepeleri arasında SAY yapmaya gider. Say’a Safa tepesinden başlanır. Merve tepesine doğru gidilir. Dört gidiş ve üç gelişten ibaret olmak üzere iki tepe arasında yedi defa yürünüyor. Tabi bu arada gerekli dualar yapılıyor. Safa ile Merve tepeleri arasında normal adımlarla başlayan yürüyüş Kabe düzeyine geldiği zaman Helvele ile devam ediyor. Helvele belirtilen(yeşil ışıklarla) direkler arasında erkeklerin süratli,canlı ve çalımlı yürümeleridir.

SAY koşmak ve seyirtmek olarak tanımlanır. Ama,aslında amacı olan bir harekettir. Bir arayıştır. Burada bir Tevhid gösterisi vardır. Şekiller,modeller, renkler,dereceler,kişilikler,sınırlar,ayrımlar ve mesafeler kaybolur. SAY bedenin çalışmasıdır. Susuzluğunu gidermek ve çocuklarını doyurmak için su ve ekmek ardında koşman ve çaba harcaman demektir. Daha iyi bir hayatı kazanma yoludur. SAY, ihtiyaçlar için tabiatın kalbinde araştırma yapmak ve kavga vermektir. Taş ve su çıkarma girişimleridir.

SAY, yalnızca kendimiz için değil, insanlar içinde elinden geleni yapmaktır. Burada yol düzdür, çember değildir. Çemberler içinde dönüp durulmaz. Fakat ileriye doğru yürünür. Bu bir göçtür. Bir noktadan başlayıp hedefine doğru varan. Safa’dan Merve’ye olan bir gidiştir.

ARAFAT

Dünyanın dört bir köşesinden gelen binlerce insan HAC yapmanın nezih ve coşkun heyecanı içinde. Bu mukaddes vazifeye hazırlananların akrabaları, eşleri-dostları da en az onlar kadar sevinçle hüznün karışımı ulvi bir hissin atmosferindeler.

Ayrılık ile kavuşmanın insan ruhunda meydana getirdiği sevinç ve hüzün dalgaları arasında gidip gelen hacı adayları ancak yaşayanların idrak edebileceği garip, garip olduğu kadar sayısız manevi hazlarla dolu aşikare bir duygu içindeler. Bu insan-ı ekber olan olan kainatın,alem-i asgar olan insanın tasarrufu kudret elinde olan Allah aşkıdır. Bir hadis-i kudsi’de “Sen olmasaydın, bu kaianatı yaratmazdım” ilahi hitabına mazhar olan iki cihan güneşi Habib-i Kibriya aşkıdır. Kainat kitabının müfessiri olan ve insan hayatının maddi ve manevi gidişatını en güzel şekilde programlayan,emirler ve yasaklar manzumesi,kardeşlik ve muhabbet deryası Kur’an-ı Azimüşşan aşkıdır. Peygamberimiz(sav) in tavsif ettiği yıldızlar gibi olan ve hangisine uyulsa doğru yolun bulunacağı hayatları boyunca yalan nedir bilmeyen,sırat-ı müstakimden kıl kadar şaşmayan Ashab-ı Kiram aşkıdır.

İşte bu aşklarla yanmaya kavrulmaya dünya kadar muhtaç olan gönüller her türlü meşakkate göğüs germeyi yalnızca Allah’ın rızası şerefine,Peygamberimiz (sav)in ümmeti olma bahtiyarlığına ermek için göze alanlar gölgede 45 derece olan yakıcı güneş altında “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk “ sadalarıyla gök kubbeyi çınlatmışlar,ellerini göğün sonsuzluğuna açarak Allah’ın sonsuz Rahmet ve Mağfiretine sığınmışlardır. Akan gözyaşları,yağmayan yağmuru aratmayacak ve yağmurun yeryüzünün maddi kirlerini temizlediği gibi,Allah için akıtılan damlalar her müslümanı anasından doğmuş gibi tertemiz,günahsız bir hale getirecek. Peygamberimizin buyurduğu gibi de İnşaallah Allah korkusundan sicim gibi yaş boşalan gözler,cehennem azabını tatmayacak.

HAC insanı manevi kirlerden temizlediği gibi, bir bucuk milyarı geride bırakan dünya müslümanlarının içlerindeki birlik ve beraberlik hissini de güçlendirir. Yaşları,başları,renkleri,cinsiyetleri,makamları,mevkileri,rütbeleri farklı olan insanların aynı ihramlar içinde aynı saflarda,aynı şeyleri söyleyerek, aynı Kabe’nin etrafında tavaf edip,aynı Allah’a kalplerini parça parça ederek dua etmeleri,dünyadaki diğer insanlara numune-i imtisal olarak gözükmeleri,

Birliğin en manalı tecellilerinden birisidir. Hele de ırk ayrımından dolayı zencilere hala hayvan ve köle muamelesi yapan müstemleke ruhuna sahip sözde medeni (!)Batılı insanların bulunduğu bir dünyada,Haccın bu manada verdiği mesajın ehemmiyeti çok daha iyi anlaşılmalıdır. Bununla birlikte Müslümanlar bir taraftan tanımadıkları insanlarla tanışmanın manevi lezzeti içinde boğulurken diğer taraftan da kendi ülkelerindeki İslami inkişaflardan bahsederek ,sisli dünyanın içlerde öldürmek için elinden geleni yaptığı şevkleri kanatlandırır. Bu hacılar İslamiyeti yüceltmek için başta nefisleriyle,sonra İslam düşmanlarıyla en güzel şekilde mücadele etme azmi ile dolarlar. Bu sebeple HAC, Müslümanların yıllık umumi bir kongreleri mahiyetini taşıyor.

DUA

Dua, kulun maddi-manevi bütün ihtiyaç ve isteklerini Cenab-ı Hakk’a sunması. O’nun yüce kudreti karşısındaki aczini hissederek, O’na el açıp, niyazda bulunmasıdır. Merhamet ve keremi sonsuz, bağış ve ihsanı sınırsız olan Yüce Rabbimiz, Kitab-ı Mübin’inde, kendisine açılan eli boş çevirmeyeceğini va’detmiş, “ Bana dua edin, size icabet edeyim” (Mümin suresi:60) “Kulum dua ettiği zaman duasına icabet ederim” (Bakara suresi:186) buyurmuştur.

Kudreti sonsuz Yüce Mevla’dan niyaz edilecek şeylerin bir sınırı olmadığı gibi, uanın belirli yeri, zamanı ve şekli de yoktur. Her zaman, her yerde ve her durumda dua edilebilir. Fakat bazı yer ve zamanlarda yapılan dua,zikir ve ibadetler, Allah katında daha makbuldür. Hac zamanı ve hac menasikinin ifa edildiği kutsal yerler de bunlardandır. Özellikle, Mescid-i Haram, Kabe, Mültezem, Hatim, Makam-ı İbrahim, Zemzem Kuyusu, Safa, Merve, Arafat, Müzdelife, Mina, Cemerat mahalli (şeytan taşlama mahalli) ile tavaf, sa’y ve Arefe günü duanın en makbul edildiği zaman ve yerlerdir. Ancak buralarda yapılacak dualar belirli olmadığı gibi buralarda eda edilen, tavaf, sa’y, vakfe, Şeytan taşlama…gibi menasikin sahih olması için dua edilmesi de zorunlu değildir. Hiç dua okumadan da, hac menasiki eda edilebilir. Fakat böylesine duaların makbul olduğu ve kutsal zaman ve yerlerde vaktin boş ve gafletle geçirilmesi şüphesiz büyük bir mahrumiyettir.

Hac Risalesi isimli eserinde Mustafa İslamoğlu’nun, Dua’ya değişik bir yorum getirmiş.Bu yorumu ve duasını buraya aktarıyorum:

“ Kulun Allah’a duası ubudiyet ve acziyet.

Allah’ın kula duası rahmet.

Dua bir çağrıdır, yani davet. Kur’an’da hem “Allah’ın kula” hem de “kulun Allah’a” dua etmesi şeklinde geçer. Hacc Allah’ın duasıdır, yani kullarını daveti. Kul bu davete “ Lebbeyk Allahhümme lebbeyk. Buyur Allah’ım buyur” diyerek icabet etmiş ve gelmiştir.

Kefeni sembolize eden ihramına bürünüp gelmiştir.Bunun anlamı Allah’ım sana döneceğimin bilinci içerisindeyim, sonunda sana hesap vereceğime iman ettim. “ Hesaba çekilmeden önce nefsimi hesaba çekmemi” tavsiye eden Nebi’ye uydum ve işte Adem’in, İbrahim’in , İsmail’in ve Muhammed’in(sav) sana yalvardıkları yerde ben de sana yalvarıyorum.

Allah’ım!

Ey İbrahim’in Rabbi!

Ey Muhammed’in Rabbi!

Ey mazlumların Rabbi!

Ben manevi bir çöle dönmüş toprağımdan,bu mana okyanusunda bir damla olmaya geldim.Bildim ki çöle düşen damla buharlaşıp çöl olur,göle düşen damla göl olur. Ben de bu rahmet okyanusuna karışan bir damla olmak istiyorum. Bu rahmet denizinin tahir ve mutahhar suyuna beni de kabul buyur Allah’ım ! Allah’ım!.

Mü’minlerin dünyanın öksüzleri,yetimleri konumundalar. Ben de o boynu bükük öksüzlerden biriyim. Benim öksüzlüğümün senin katında hiçbir değeri olmayabilir. Fakat senin katında çok değerli olduğunu bildiğim İslam’ın yetimleri, öksüzleri,yaşayan şehitleri var! Beni de onlar arasında kabul buyur Allah’ım!

Allah’ım! Kur’an’ın metruk, coğrafyan mükedder, dinin mahzun, dostların mağdur, düşmanların mağrur, nizamın mahkum, halimiz ma’lumdur. Hep inandım ki, kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar. “Bittim Ya Rabbi!” diyene,”Yettim kulum!” der misin Allah’ım?

“ İlahi, yardımın ne zaman?”diyecek kadar daralmadık, sınanmadık, sarsılmadık, bedel ödemedik. Ancak takatımız yok, gücümüz az, yolumuz uzun,azığımız kıt, yükümüz ağır, talihimiz zebun, dostumuz zayıf, düşmanımız kavi. Bu durumda sana Peygamber’inin Taif dönüşü Ebu Kubeys’in tepesinde, giremediği Mekke’sine dönerek yaşlı gözlerle yaptığı dua ile yakarıyoruz:

Allah’ım

Kuvvetimin tükendiğini sana arzediyorum.

Gücümün azaldığını

İnsanların gözünde küçük düştüğümü sana şikayet ediyorum!

Ya Erhamerrahimin!

Sensin ezilmişlerin Rabbi!

Sensin benim Rabbim!

Beni kimlerin eline bıraktın?

Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi?

Yoksa,davamı ipotek edecek bir düşmana mı?

Eğer sen bana gücenmedinse,

Kesinlikle bunlara aldırmıyorum.

Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır.

Senin nuruna sığınırım/

Karanlıkları aydınlatan nuruna,

Dünya ve ahiretimi aydınlatacak nuruna…

Gelecek gazabın ,bana ulaşacak öfkenden

Kaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.

Sana sığındım, yeter ki razı ol!

Güç ve kuvvet sendendir,

Yalnız senden!” (İbn Hişam 2/29-30)

Allah’ım! Gönüllerimiz çöle döndü muhabbet ver! Ümmet paramparça oldu, vahdet ver!

Küfrün pençesinde zelil,rezil ve rüsva olduk, izzet ver!

Ayrılık canımıza tak dedi, ülfet ver!

Kendimize karşı yabancılaşıp “ aşağılık maymunlara” döndük,fıtrat ve hilkat ver!

Yüzyıllarca mutluluğun sakasıydık, şimdi fukarası olduk, saadet ve selamet ver!

Sahte rehberlerin peşinde, kendi labirentimize mahkum olduk,hidayet ver!

Taşlaşmış yüreklerimizin gözleri kör, kulakları sağır, dilleri lal ü ebkem oldu, basiret ve feraset ver!

Kendi korkularımızın esiri, hobilerimizin tutsağı, vehimlerimizin hizmetçisi olduk, celadet,şecaat ve sekinet ver.”

HAC VE MAHŞER

Haccın en büyük hikmetlerinden birisi de onun mahşer yerini andırmasıdır. Ayaklar yalın,başlar açık olarak bütün hacılar adeta beyaz kefenlere bürünmüş, mahşer gününde İsrafil’in Sura üflemesiyle gecici istirahatgahlarından aynı anda çıkan ve toplanmaya başlayan insanların durumunu hatırlatır. Bunun için orada herkes hiçbir kaygı taşımaz. Bütün gönülleri Allah ve Resulünün aşkı yakar, bitirir, kül eder. Onunla yok olan insanlar manevi alemde tıpkı birer “herkül” gibi dururlar. Zira artık kudreti nihayetsiz olan Allah’a sırtlarını dayamanın şuuru içindedirler. Kendilerinin bütün güçsüzlüklerini bizzat hissederek yalvardıkları Rabbimiz, onlara kıyamet kopsa dayanacak bir yürek verir. Herkes manen bir atom kesilir. Bitmeyen bir enerji ve güçle manevi yakıtlarını ikmal ederler. Artık kainat bomba olup patlasa,kalplerdeki imanı sarsamaz. Tabiki Hac bitip ülkesine dönen hacılar,aynı duyguları devam ettirmek için kendilerini Kur’an’la,ibadetle,zikirle daima takviye ederek içlerindeki ve dışlarındaki günahları temizlemelidirler.

Başta Kabe olmak üzere Haccın yapıldığı yerlerin her biri mühim islami prensipleri sembolize ederler. Haccın yerine getirilmesi esnasında gerek Beytullah’a gerekse Arafat’ta veya Mina’da yapılan dua,ibadet ve hareketlerin de büyük manaları vardır. İnsan bir taraftan Farz olan Haccını eda ederken, diğer taraftan da O ulvi manaların tahakkukuna vesile olur. Bunların bir kısmı Hz. İbrahim(as) ile Hanımı Hacer annemiz ve oğlu İsmail(as)in nezih hatıralarını taşır. Safa ile Merve arasında Say etmek, Hacer validemizin çölde susuz kalan oğlu İsmail’e bir yudum su bulmak için iki tepe arasında mekik dokumasını da hatırlatır. Zemzem o esnada küçük olan Hz. İsmail’in minik ayaklarını kızgın çöl topraklarına açlıktan susuzluktan ağlayarak vurması neticesinde fışkıran mukaddes sudur. Bu sebeple zemzemi içenler hem susuzluklarını gidermiş olurlar, hem de açlıklarını…

LEBBEYK, ALLAHÜMME LEBBEYK

‘ Allah’ım Davetine icabet ediyorum. Emrine boyun eğiyorum. Bütün varlığımla sana teslim oldum.’ Dua ve niyazıyla gerekli hazırlıkları tamamlayarak, Hac menasıkını yerine getirmek üzere ihramımı giyerek evimden ayrılıyorum. Ankara, Esen boğa havalimanından Suudi havayolları uçağı ile ‘ Sübhanellezi sahhara lena haza ve ma künna lehu mukrinin…’ yolculuk duasını görevli ile birlikte tekrarlayarak katsal topraklara doğru hareket ediyoruz. Üç buçuk saatlik bir yolculuktan sonra Cidde Havalimanın dayız.

Gümrük işlemlerini tamamladıktan sonra davetlisi olduğum Enformasyon Bakanlığı görevlilerini beklerken bir yandan da havalimanındaki hareketliliği izliyorum. Havalimanı sadece Hac görevini ifa için Suudi Arabistan!a gelen Hüccac için yapılmış. Hacı getiren uçakların dışında hiçbir uçak bu alana inmiyor. Alana bir anda birden fazla uçak inmesi nedeniyle hareketlilik oldukça fazla. Hacıların bir an önce işlemlerini tamamlayarak maksutlarına erişmenin aşkı, heyecanı ve sabırsızlığı karşısında Suud’lu görevlilerin ‘sabır’ tavsiyesi ile birlikte Hacıların işlemlerini tamamlama gayretleri izlenmeye değer. Sadece Hac mevsiminde hizmet veren Hac havalimanında yaşanan yoğunluğa ayak uydurabilmek mümkün mü? .. Görebildiğimiz kadarıyla havaalanında Hacıların rahatını temin noktasında her türlü tedbir alınmış. Bunun içinde hiçbir masraftan kaçınılmamış. Birkaç telefon görüşmesinin ardından Enformasyon görevlileri ile kurulan irtibat sonunda önce havaalanı içerisinde bulunan enformasyon bürosuna oradan da Cidde’de kalacağımız ‘ Selam Holiday İnn ‘ oteline gidiyoruz.

Otelin lobisinde Enformasyon bakanlığının oluşturduğu basın masasında gerekli enformasyon işlemlerini tamamlayarak odama çekiliyorum. Odamı Afgan Haber ajansı genel müdürü Halil Minevi ile paylaşıyorum. Hac müddetince medya mensubları olarak Cidde merkez olmak üzere hareket etmemiz planlandığı için zamanımızın önemli kısmı Holidey İnn otelince geçeceğe benziyor. Sık seyahat etmem nedeniyle zaman israfı açısından otellere karşı olan tepkimin burada da ortaya çıkmamasını temenni ediyorum. Ama geçen zaman içerisinde HACC’ın o manevi atmosferi ve İslam kardeşliğinin en güzel örneklerinin yaşandığı mekan olarak Holıday INN le birlikte oteller hakkındaki düşüncelerimde değişiklikler oluyor.

Sabahleyin kahvaltının ardından benim gibi Cidde’ye yeni gelen meslektaşla rımızla Mekke’ye Umre için gidiyoruz. Biz Temettu Haccına niyet ettiğimiz için öncelikle Umre yaparak İhramdan çıkmamız gerekiyor.İki jiple gittiğimiz kafilede Taylandlı Osman, Afganlı Halil ,Katarlı Akil ve ben birlikteyiz. Diğer jipte ise Bosnalı Erdal, Azerbaycanlı Elçin, Yemenli, Ugandalı Eritreli meslektaşlarımız bulunuyor. Her ne kadar hepsiyle tanışmamız yeni olsa da sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi bir dostluk ve kardeşlik havası içerinde Mekke’ye gidiyoruz. Kabe oldukça kalabalık. Öğle namazını Mescidin dışında eda ettikten sonra umremizi yapmak üzere mescide giriyoruz.

Bir taşın çevresinde daireler çizerek kükreyen ırmak gibi, Kabe’yi de oldukça heyecanlı bir insan kalabalığı sarmış, bizlerde bu kalabalığın içerisinde kaybolarak Tavafımızı ifa ediyoruz. Tavaf sadece bir dönmeden ibaret değildir. Tavaf aynı zamanda bir sürekliliği, hareketi ve disiplini ifade etmektedir. Yani bu üç unsur bir araya gelerek Tavafı meydana getirmektedir.

Tavaf’a Hacer’ül Esved’in bulunduğu noktadan başlıyoruz. Bu nokta evrenin düzenine girdiğimiz noktadır. Bizde diğer Hacılar gibi bu noktada insan okyanusuna girerek aralarında kayboluyoruz. Hacer’ül Esved’e istilam ederek Tavafa başlarken aynı zamanda da yol seçilmektedir. Yani geleceğimizi ve hedefimizi tayin etmekteyiz. Bu duygularla insan seline katılırken Allah’ın müttefiki olduğumuzu belirlemek için andımızı tazeliyoruz. Tavafın yedi Şavtını tamamladıktan sonra Makam-ı İbrahim’e yakın bir yerde iki rekat Tavaf namazı kılıyor. Mültezeme yakın bir yerde de mültezem duasını,tavaf duasını yapıyoruz. Ardından Zemzem’den içmek üzere zemzem’e iniyoruz.

ZEMZEM

Yeryüzünün en hayırlı suyu…

Hacca umre’ye ziyarete gelen müminler,İslam Peygamber(sav)inin Sünneti seniyyesine uyarak Zemzem suyundan bol bol içmeye özen gösterirler. Peygamber Efendimiz bir hadisi şeriflerinde: ‘ Yeryüzünde en hayırlı su zemzem suyudur’ buyurmuşlar. Bu da zemzem suyunun manevi değerini beyan ediyor. Resulullah efendimizin saadet asrından beri müslümanlar zemzem suyu için büyük ihtimam göstermişlerdir. Değişen zamanlarda değişen cihaz ve araçlarla su çekimini gerçekleştirmektedirler. İslam tarihçileri geçmiş asırlarda zemzem suyunun birkaç kez oldukça azaldığını kaydederler.Haremde yapılan değişiklikler sırasında zemzem kuyusu da önemli tadilata ve bakıma uğrayarak bugünkü modern görünümüne kavuşmuştur. Şu anda zemzem suyu tankerlerle Medine’ye de götürülerek Mescid-i Nebevi’de hacılara ikram edilmektedir.

Zemzemimizi içtikten sonra Sayımızı yapmak üzere Safa tepesine gidiyoruz. Safa tepesinden Merve tepesine dört gidiş üç gelişten ibaret olan yürüyüşümüz sırasında da dualarımızı yapıyoruz. Yürüyüşümüz sırasında Kabe istikametine gelince Hervele ile devam ediyoruz. Hervele belirtilen direkler arasında erkeklerin süratli canlı ve çalımlı yürümeleridir.

Say koşmak ve seyirtmek olarak tanımlanabilen amacı olan bir harekettir.Bir arayıştır. Burada bir tevhid gösterisi vardır. Say sadece kendimiz için değil insanlar için de elinden geleni yapmaktır. Burada yol düzdür.Çember değildir. Çemberler içinde dönüp durulmaz. İleriye doğru yürünür.Bu bir göçtür. Bir noktadan başlayarak hedefine varan .Safa’dan Merve’ye olan bir gidiştir.

Say’ımızı tamamladıktan sonra saç kesme işlemini de tamamlayarak ihramdan

çıkıyoruz.

MEKKE “ HARAMEYN ŞERİF” MÜZESİ

Mekke gezimize Mekke müzesinden başlıyoruz. Müze şehrin hemen hemen dışında bulunuyor. Müzeye gittiğimizde öğlen ezanı okunmaya başlıyor. Suudi Arabistan’da günlük hayat Namaza endekslendiği içindir ki,ziyaret öncesinde

Müzenin içerisinde hazırlanan namazgahta namazlarımızı cemaatle eda ediyoruz.

Müze de teşhir edilen fotoğraflar, eski eserler kitabeler islamın ilk dönemlerinden bugünlere intikal etmiş olan asar-ı antika parçalar. Suudlular daha önce de Riyad’da ziyaret ettiğim Melik Abdül Aziz müzesinde olduğu gibi burada da Islam tarihinin şerefli geçmişine ait eserler sergileniyor. Özellikle de Mekke-i Mükerreme’ye, Kabe’ye ve Mescid-i Nebevi’ye ait eserler,fotograflar sergileniyor. İlk dönemlere ait Kabeye girişte kullanılan merdiven, eski zemzem kuyusunun çevresindeki muhafaza, Makam-ı İbrahim’in mahafazası, Hacerül Esved’in muhafazası, Mescid-i Nebeviye ve Mescid-i harama ait eski kapılar,pencereler, kapı alınlıkları,tuğralar v.s bulunuyor.

Osmanlı Padişahı Sultan Murat’a ait bir kapının önünde durp yanımdaki arkadaşa bilgi verirken bir anda tanıdık olmayan bir ses duyuyorum,başımı kaldırdığımda sesin sahibini tanıyorum da beni kucaklaşıyoruz. National Geographic fotografcısı Rıza Dikkati ile 1985 yılında Libya’da birlikte olmuştuk,o günden sonrada karşılaşmadık,kısmet bugüne imiş. Kısa bir sohbetimiz oluyor. Rıza Bey İran asıllı ama yıllardır Fransa da yaşıyor. Suudi Kralı Fah’ın izniyle üç yıldır Hac mevsiminde gelerek İslam dünyasının en mahrem mekanlarında fotoğraf çekimi yapabilen tek kişi. Rıza beyin bu Hac mevsiminde çektiği fotoğraflar National Geographic’in 2003 Mayıs ya da Haziran sayısında 40 sayfalık ‘islam’ konulu bir dosya olarak yayınlacak.

İngilizce, Arapça, Fransızca, İtalyanca, Türkçe, Özbekce,Uygurca,Afganca dahil olmak üzere 10’un üzerinde dili konuşabilen Rıza 35 yıldır fotoğraf çekiyor. Afganistan, Irak-İran, Körfez ve Filistin savaşı gibi 20’nin üzerinde savaşı yaşamış bir kişi.

Müze de kısa da olsa Rıza Beyle hasret giderdikten sonra gezimize devam ederken Türkiye’den de dostlarla karşılaşıyoruzç Ankara İlahiyat Fakiltesinden Doç. Dr. Bünyamin Eroğlu ile Sivas İlahiyat Fakültesinden Doç.Dr. M. Zeki Aydın. Müzeye yakın bir yerdeki kültür merkezinde Sempozyuma katılıyorlar mış, öğle arasından istifade ederek Müzeyi ziyarete gelmişler.Katıldıkları sempozyumun konusu ‘ Dünya Kültürleri Başkenti Mekke-i Mükerreme’. Sempozyumda konuşmacılar Mekke’nin tarihi geçmişi ve bugüne kadar gerçekleştirilen kültürel yapılar ve milletlerin- devletlerin bunlara katkılarını konuşuyorlarmış. Bu sempozyuma ait bir ilk olma özelliği de bulunuyormuş, oda hanım konuşmacıların bizzat müzakerelere katılması.

Müze ziyaretimizin ardından Mescid-i Haram’ın yakınında bulunan Sheraton oteline gidiyoruz. Burada öğle yemeğimizi yedikten sonra bir müddet istirahat edeceğiz. Ama biz bu istirahat anında Cihan Haber Ajansından Nevzat Bayhan, Kemal Bayatlı ( daha önce Libya’da birlikte olmuştuk) Kameraman Yaşar Yazıcı ve Hüseyin Arıcı ile birlikte Otelin çatısına çıkarak Kabe’nin fotoğraflarını çekiyoruz. Tabi ki bulunduğumuz yerden Kabe’nin seyrine doyum olmuyor. Bir yandan Kabenin etrafında dönen o muhteşem insan selini ve mukaddes makamı seyrederken bir yandan da Türkiye’den emanet edilen selamları buradan sahibine göndererek elçilik vazifemizi ifaya gayret ediyoruz.

Allah,Beytu’l- haram olan Kabeyi insanlar için bir kıyam(yeri) kıldı’ (5-97)

Evet,bulunduğumuz noktadan Müslümanların kıyamını bütün ayrıntıları ile izleyebiliyoruz. Bir yandan tavaf ve saylarını yaparlarken diğer yandan da Rableri ile bağlantılarını kurmuşlar gönül diliyle sevgi ve muhabbetlerini izhar ediyorlar. Göğe kalkan eller Rablerine gelecekleri, evlatları, anne ve babaları için hayır duada bulunurken aynı zamanda da İslam dünyasının geleceği için,baskı ve zulümlerin son bulması için Iraktaki Müslümanların geleceklerinin aydınlık olması ve savaş olmaması için yeryüzünde barışın hakim olması için Rablerine yakarıyorlar.

Allah’ım o ne güzel bir manzara, ne güzel bir tablo!..Dünyanın dört bir yanın dan gelen, renkleri,dilleri,ülkeleri ve kültürleri farklı,fakat hedef ve gayeleri aynı milyonlarca Müslüman’ın birbirleriyle kaynaşarak,görüşerek oluşturdukları tablo… Seyrine doyum olmayan bu birlik ve beraberliği oluşturan tabloyu saatlerce izleseniz doyumu ve anlatması, tarif edilmesi mümkün değil.

Seyrine doyamadığımız o muhteşem tabloda bizlerde bir zerre olarak yer alabilmek için Sheraton otelinin çatısından inerek ikindi namazını eda etmek üzere caddeye çıkıyoruz. Hedefimiz Mescid-i Haramda müminlerle birlikte olabilmek,ama ne mümkün daha namazdan yarım saat öncesinde her yer dolmuş kendimize ancak otelin önündeki caddede bir yer bularak namazımızı eda ediyoruz. Bu yıl geçmiş yıllara göre kalabalık oldukça fazla diyorlar. ABD’nin savaş tehditleri dahi Müslümanları Rableri ile buluşmaktan engelleyemedi..

İkindi namazı sonrasında Ümmül Kura Üniversitesine gidiyoruz. Burada Üniversite yetkilileri tarafından karşılanıyoruz. Öncelikle Mekke ve Medine şehirlerinin nostaljik fotoğraflarının bulunduğu sergiyi geziyoruz. Yetkililer her fotoğrafla ilgili gayet detaylı bilgiler veriyorlar. Akşam namazını eda ettikten sonra brifing salonuna geçiyoruz. Burada yaklaşık 2 saat ‘Hac’ la ilgili yapılan hizmetler hakkında detaylı bilgi veriliyor. Hacların Cidde havaalanına gelişlerinden,Mekke ve Medine’ye gidişleri ile ilgili yol hizmetleri dahil olmak üzere, Mekke ve Medine’de kalışları,Arafat, Müzdelife, Mina, Şeytan taşlama da alınan tedbirler ve Hacılara getirilen sağlık ve emniyet hizmetleri, Kurban kesme , zemzem suyunun taşınmasıyla ilgili hizmetlere kadar Suudi yönetiminin gerçekleştirdiği çalışmalar slaytlarla, flimlerle yetkili öğretim üyeleri tarafından anlatıldı. Tabi ki yetkililer Ümmül Kura Üniversitesi hakkında da bilgilendirme de bulundular.

ÜMMÜL KURA ÜNİVERSİTESİ

Suudi Arabistan Krallığının şeriat fakültesi gibi en eski fakültelerini içine alan Ümmül Kura üniversitesi 1981 yılında Mekke-i Mükerreme’de kuruldu.Arap, İslam ve eğitimine önem verem veren üniversite 4.277 öğrenci ile başladığı eğitim faaliyetini bugün 28.570 öğrenci ile sürdürüyor.

Ümmül Kura Üniversitesinde bugün 9 fakülte hizmet vermektedir. Bu fakülteler: Şeriat ve İslami çalışmalar fakültesi. Eğitim fakültesi. Davet ve Din usulleri fakültesi. Arap dili fakültesi. Mühendislik ve mimarlık fakültesi. Mühendislik ve uygulama bilimleri fakültesi ve Arap dili Enstitüsü.

Suudi yönetimi Hadimu’l Harameyn Eşşefifeyn Kral Fahd Bin Abdulaziz Al Suud’un talimatlarıyla Hac Farizasını ifa için gelen Hacıların her türlü rahatını sağlamak üzere Hac bakanlığını da bünyesine alan YÜKSEK HAC KONSEYİ ni oluşturmuş.

YÜKSEK HAC KONSEYİ

Hac işleriyle ilgili teklif ve kararları, araştırmaları bünyesinde toplayan Yüksek Hac Konseyine içişleri Bakanı Emir Nayif bin Abdül Aziz Al-i Suudi başkanlık ediyor. Bu konsey hac hizmetlerinin bakanlığının çalışmaları içine giren bakanlıkları bünyesinde toplamıştır. Bu Konsey Hacla ilgili konularda yıllık planlar yapıp bunların gerçekleştirilmesini de takip etmektedir. Ayrıca Hac konusunda oluşturulan küçük çaptaki konseyler arasında da organizeyi sağlamaktadır.

Hac işleriyle ilgili çalışmalar her yıl Hac mevsiminden beş ay önce yani Recep ayından itibaren başlıyormuş.

Ümmül Kura üniversitesinde verilen bilgiler ışığında yapılan hizmetlere baktığımızda Suudi Krallığı Hadimul Harameyn Eşşerifeyn hizmet görevlerini layıkıyla gerçekleştirebilmek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlar. Teknoloji olarak bütün hizmetleri gerçekleştirmişler, ama hizmette hedef kitle insan olunca aksamalar oraya çıkıyor. Nasıl çıkmasın ki dünyanın dört bir yanından gelen kültür ve dil farklılığı olan insanların bir anda yapılan hizmetlere ve alınan tedbirlere uyum sağlaması mümkün olabilir mi? Bütün bu farklılıkları ve tezatlıkları müşaade etme imkanını bulduk. Ve tabi ki bu arada da Suudili yetkilileri de hizmetlerinden dolayı tebrik ve takdir ettik.

Mekke-i Mükerrem’de bütün yollar Beytullah’a çıkar. Şehre hangi noktadan giriş yaparsanız yapınız dağları,tepeleri aştıktan sonra yolunuz Beytullah (KABE) da son bulurdu. Tabi yıllardır Mekke’de gerçekleştirilen imar çalışmalarından sonra bu sözümüzü şöyle değiştirmeliyiz. “Mekke-i Mükerreme’de bütün tüneller Beytullah’a çıkar. Daha doğru bir ifadeyle “Mekke-i Mükerreme’de bütün tüneller beytullah’ın altında buluşur.”

Evet..Beytullah’da başlatılan genişletme çalışmalarıyla birlikte,şehir içerisinde de yapılan yeniden düzenleme çalışmaları tamamlanmış.Büyük masraflar sonucunda yeni bir şehir meydana getirilmiş.Dağlıkkayalık ve tepelerden oluşan Mekke şehri yeni düzenlemeler sonucunda her taraftan ulaşımı kolay hale gelen bir kent haline dönüşmüş. Açılan tünellerle şehir içi ulaşımı çok kolay hale gelmiş.Şehir merkezinde,yani Beytullah’ın çevresinde araba ile dolaşmaya katlığınıza devamlı bir tünelden çıkıp diğerine girmek zorundasınız. Şu anda Mekke ve Medine’de çalışmalar tamamlanmıştır.

Yapılan hizmetleri teker teker sıralamanın imkansızlığı karşısında bir fikir vermesi bakımından sadece Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi de gerçekleşti rilen genişletme çalışmalarını rakamlarla gözler önüne koymak istiyorum.

MESCİD-İ HARAM’IN GENİŞLETİLMESİ

Mescid-i Haram’ın genişletme çalışmaları 1989 yılında başladı. Bugün tamamlanmış durumda.

Açıklama Genişlemeden Genişletme Toplam

Önceki durum

Mescid-i Haram’ın alanı (193) bin m2 (163) bin m2 (356)bin m2

Namaz kılanların sayısı (410)bin kişi (773) bin kişi 1.183.000

Minareler 7 2 9 (89 m.yük)

Ana giriş kapısı 3 1 4 kapı

Normal giriş kapısı 27 18 45 kapı

Bodrum giriş kapıları 4 2 6 kapı

Mescid-i Haram’ın kapısı 27 14 41 kapı

WC abdest alma yerleri 5000 4000 9000

Mescid-i Haram’ın genişletme çalışmaları ( 30.178.181.775) Suudi Riyali,yani 11.316.181.775 ABD dolara mal olmuş.

MESCİD-İ NEBEVİ’NİN GENİŞLETME ÇALIŞMALARI

Mescid-i Nebevi’nin genişletme çalışmalarına ise 1984 kasımında başlanmış,şu anda tamamlanmış durumda.

Açıklama Genişlemeden Genişletme Toplam

Önceki durum

Mescid’in alanı 16.500 m2 180.500m2 197.000m2

Namaz kılanların sayısı 58 bin 642.000 700.000.

Minareler 4 (72 m yük) 6(105m yük) 10 minare

Giriş sayısı 7 16 23

Kapılar 17 65 81

Çatıya giden elk.merdi. — 24 24 merdi

Hareketli tavan — 27 27 tavan

Mescid-i Nebevi’nin genişletilmesi ve imarı projeleri (30) milyar Riyalı aşmış. Bunun yanı sıra Medine-i Münevvere şehrinin çevre düzenlemesi, girişlerinin güzelleştirilmesi,yol ve tünel işlerinin yapılması ve şehir merkezine gereken hizmetlerin ulaştırılması gibi projeler (7.418) milyon riyal’e mal olmuş.

Suudi Arabistan yönetimi son on yılda gerçekleştirilen bütün projeler ve alt yapı çalışmaları için (70) milyar Riyalden fazla (22.5 milyar dolar) harcamış.

Bilgilendirme brifinginden sonra yatsı namazlarımızı Üniversitenin bahçesinde cemaatle eda ettikten sonra,yine üniversite kampusunde Suudi Arabistan Müftüsü Şeyh Abdülaziz Bin Abdullah’ın ‘Hac Menasiki’ konulu konferansına katılıyoruz. Eski müftü Bin Baz gibi bu da Ama . Yarm saat içerisinde söylemek istediklerini söyledikten sonra sorulara da gayet kısa ve net cevablar vererek dinleyicileri tatmin etti. Konferans sonunda üniversite bahçesinde ikram edilen akşam yemeğini Müftü efendiyle birlikte yedikten sonra Cidde’ye dönüyoruz.

MESCİD-İ HARAM’DA CUMA NAMAZI

Arafat öncesi kılınan son Cuma namazında Mekke’nin bütün sokak ve caddeleri Kabe’ye akan insan seline dönüştü. Mekke^de bütün cadde ve sokaklar kilitlenmiş, ancak Mescid-i Harama’a gidişe izin var. Tabi ki bu izin emniyet görevlilerinin izni veya yasaklaması değil,insan selinin zorunlu olarak gerçekleş tirdiği bir akış. Bu zorunlu akış tarzında hacılar birbirlerini incitmeden menzili maksutlarına ulaşma gayretindeler. Ne var ki takriben 4 milyona varan insan selini Mescid-i Haramın alması mümkün değildi. Mekke’nin her köşesinde namaz vaktinden saatlerce önce yerler tutulmuş. Hacılar Cuma ezanını beklemeye başlamışlardı. Mekke sokakları renk,dil,ülke,kültür,makam ve mevki armonisinin en muhteşemini yaşıyordu. Makam ve rütbelerinden sıyrılarak ülkelerinden gelen hacılar tek bir gaye için buluştukları müslüman kardeşleriyle ‘islam kardeşliği’ni yaşamanın mutluluğunu tadıyorlardı. Bir anlamda Arafat’ın provası niteliğindeki Cuma namazı, son yıllarda Mescid-i Haram’da kılınan en kalabalık Cuma namazıydı.

Cuma namazını Mescid-i Haramı görebileceğimiz bir yerde kılmayı arzu ettiğimiz için Afganlı dostum Halil ıle mümkün olduğu kadar oturanlarıda rahatsız etmeden ilerlemeye çalışıyoruz. İntercontınantel otele ancak yaklaşabiliyoruz. Mescide de 500 metrelik bir mesafede kendimize ancak yer bulabiliyoruz. Namaz sonrasında da kalabalık nedeniyle Mekke’de ki ziyaretlerimizi erteleyerek Cidde’ye dönmeyi tercih ediyoruz.

MEKKE’DE Kİ TÜRK MAHALLESİ

MESFELE

Mekke gezimize Mescid-i Cin’den başlıyoruz. Bilindiği gibi Cin mescidi Hzç Peygamber Efendimiz(sav)in Cinlerle buluşarak onlara islamı anlatıp,onlara cemaatle namaz kıldırdığı yere yapılan mescid . Cin mescidinin Hac mevsimindeki sakinleri de çoğunlukla Endenozyalı hacılar.

Mescid-i Cin’i ziyaretten sonra öğle namazını Mescid-i Haram’da kılmak için hareket ediyoruz. Ama ne mümkün cadde ve sokaklar tutulmuş Kabe’ye ulaşamıyacağımızı anlayınca Mescid-i Türki’ye gidiyoruz. Caminin imamı Türk namaz sonrasında her gün cemaata Diyanet görevlileri vaaz ediyormuş. Caminin devamlı cemaati de Türkler ve İranlılardan oluşuyor.

Hz. Peygamber Efendimiz(sav)in doğdu evin yerine kütüphane yapılmış, ziyaret ederek resmimi çekiyoruz. Evin etrafında hacılar gölgelikten istifade etmek için oturmuşlar. Suudi görevliler fazla müdahale etmediği içinde çevrenin temizliğine dikkat etmiyorlar. Hacılardan kaynaklanan bu durumu da meslektaşlarımız çamur atta izi kalsın derce sine Suudiler ‘ Peygamberimizin evine bakmıyor’ diyerek yayın yapma gayretine düşüyorlar.

Mesfele, Türk mahallesi. Türkiye’den gelen hacılarımızın yoğunlukta olduğu mahalle. Cadde ve sokaklarında Türkler oldukça yoğun. Otellerin önünde oturanların çarşı ve marketlerinde alışveriş yapanların çoğunluğunu Türkler oluşturuyor. Buradaki çarşı ve pazarlara da ‘ İstanbul pazarı’, ‘ Konyalı kokucu’, ‘ Ankara marketi’ v.s gibi isimler verilmiş ve bunları çalıştıranlarda Türk. Diyanet vakfı bölgedeki otelleri tamamen kiralamış gibi. Sağlık merkezini buraya kurmuş. Mesfele de bulunduğumuz süre içersinde hacılarımızla konuşarak duygu ve düşüncelerini alıyoruz. Dertlerini dinliyoruz.

Cidde’ye geldiğim günden itibaren şehri gezmeye hiç vaktim olmadı. Mekke dönüşü akşam yemeğinden sonra Azerbaycanlı Elçin, Bosnalı Elder ve Emil , Afganistanlı Halil, Moskova’da yaşayan Azeri Orhan ile birlikte akşam gezisine çıkıyoruz. Otelimiz şehrin merkezine uzak olduğu şehrin kalabalığına girmek yerine bir bahçede oturarak sohbet etmeyi tercih ediyoruz.

TERVİYE GÜNÜ

Bu gün Zilhicce’nin sekizinci günü Hacılar tatlı bir telaş içerisindeler. Arafat çıkış hazırlıkları başlıyor. Hacılarla Arafat mahşerinde buluşmak için bizde gerekli hazırlıklarımızı yapıyoruz. İkinde namazlarımızı otelde eda ettikten ve niyetlerimizi tekrarladıktan sonra Arafat yoluna düşüyoruz. Arafat yolu oldukça kalabalık. Nasıl olasın ki yarın Arafat’ta arif olmanın,kendini Rabb’ini ve insanlığı tanımanın bilinciyle Müslamanlara, insanlara dua edeceğiz. Mahşerin provasında yerimizi alacağız. Ardından da içimizdeki ve dışımızdaki şeytanı taşlamanın hazırlığı için Müzdelife’ ye ineceğiz.

Amerikanın Irak’a saldırma senaryoları, körfezde ve bölgede her türlü yığınağını arttırma hazırlıkları, saldırı öncesinde sarı alarmları vermesi dahil hiçbir şey Hacıları Arafat buluşmasından engelleyemedi. Aksine bu yıl ki katılım geçmiş yıllara göre oldukça da fazla. Suudi yönetimi de bir yandan Hacılara gerekli hizmetleri yetiştirmeye gayret gösterirken bir yandan da bölgede barışın gerçekleşmesi için gayret gösteriyor. Ama Arafat arefesinde bir anlamda ‘Hac molası’ vermiş durumda. Kral Fahd ve Melik Abdullah Riyad’dan Cidde’ye gelerek hac için gelen müslüman ilkelerin liderlerine ve yöneticilerine ev sahipliği yaparlarken diğer yandan da barış için görüşmeler yapıyorlar. İçişleri Bakanı Emir Naif,hacıların huzuru ve rahatı için her türlü tedbiri aldıklarını,hiçbir olaya müsaade etmeyeceklerini açıklayarak hacılara güvence veriyordu.

Akşam ezanında ulaştığımız Arafat’ta Mescid-i Nemire’ nin yakınında bulunan Enformasyon bakanlığı misafirhanesine yerleşiyoruz. Misafirhanenin girişinde Enformasyon bakan yardımcısı Prens Sultan bin Türki tarafından karşılanıyoruz. Akşam namazlarımızı eda ettikten sonra kalacağımız yerlere yerleşip, Arafat ‘ı gezmeye çıkıyoruz. Arafat’ın gecesi de ayrı bir güzel oluyor. Erken gelenler Cebel-i Rahme’ye dua ve niyazlara başlamışlar. Bizler de dau ve niyazda bulunduktan sonra Türk hacılarının bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Henüz gelişler tamamlanmamış. Ama gerekli tedbirler alınmış. Sahra hastanesi kurulmuş, ambulanslar devamlı çalışıyor, hasta taşıyorlar.

Arafat’ta gezerken Tursab Marmara bölgesi yönetim kurulu üyesi ve Vasco Turizm yöneticisi Tahir Yener ile karşılaşıyoruz. Kendilerinden ‘Türk hacılarının açıkta kaldığına dair haberin doğruluğunu soruyoruz. Diyor ki; ‘ Hayır böyle bir şey yok. Yalnız bu yıl yapılan hazırlılara göre hacı sayısında son anda artış olunca bu fazlalığı Mina’ da yerleştirebilmek için yeni bir düzenlemeye gidildi. Türk hacılarının olduğu yere de Endonezyalı hacılardan bir kısmını gönderdiler. Bu sıkışıklık kamuoyuna yanlış aksettirildi. Birkaç saatlik bir sıkışıklıktan dolayı 45 bin Türk hacısı hacı olamayacak gibi asılsız haberler söylendi. Bu tür haberlerin aslını araştırmadan açıklamak uygun değildir.’

Gece yarısından sonra çadırlarımıza çekiliyoruz. Hacıların gelişleri davam ettiği için, getirilen tekbir ve telbiye’ lerden uymanız mümkün değil. Gayr-ı ihtiyari bulunduğunuz yerden hacılara sizde iştirak ediyorsunuz.

HAC ARAFATTIR

Bulunduğumuz mekandan Arafat’ın her yönüyle görünmesini sağlayan bir kule yapılmış. Medya mensupları her türlü çekim ve canlı yayın işlerini burada yapıyorlar. Bizde öğle namazı öncesinde bu kuleye çıkarak Arafat’ı temaşa imkanını buluyoruz. O ne muhteşem tablo… Arafat ovasında dünyanın dört bir köşesinden gelen renkleri, dilleri, kültürleri, farklı ama inanç birliği olan hacılar farklılıklarını da ortadan kaldırmak için giymiş oldukları kar beyazı ihramları ile oluşturdukları birlik tablosuyla dünyanın hiç bir yerinde rastlanması mümkün olmayan bir tabloyu oluşturuyorlar. Böyle bir tablonun seyrine de doyum olmuyor. Kendimizi bu seyirden uzaklaştıramıyoruz. Tek renk ihramları ile oluşturulan tablo da yer alan hacıların dillerinden ahenkli biçimde,gönüller huşu ve ferahlık veren tekbirler, telbiye’ ler dökülüyor. Düşlerimden bir meslekta şımın bu Arafat tablosunun önünde bir resmini çekebilir miyim? Teklifi ile uyanıyorum.

Öğle ezanının ardından mescit de cemaatle öğle namazımızı eda ediyoruz. Ardından getirilen kameti müteakiben de ikindi namazını yine cemaatle cem ediyoruz. Buna ‘cem-i takdim’ deniyor. Selamdan sonra teşrik tekbiri getiriyo- ruz. Arafat duasının ayakta yapılması müsteab olduğu içindir ki ayağa kalkıp kıbleye dönerek ‘vakfe duası’ nı yapıyoruz. Telbiye, tekbir, tehlil ve salavat getiriliyor. Tevbe, istiğfar ve dualar ediliyor. Tabi ki esas olan her- kesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Araplar buna çok dikkat ediyorlar. Onun içinde bizde Arafat’ta ve Mina da bütün dualarımızı ve zikirlerimizi ferdi olarak yapıyoruz. Arafat’tan ininceye kadar kalan süreyi de ibadet,dua ve zikir- le geçirmeye gayret ediyoruz.

Güneşin batmasıyla Arafat’tan Müzdelife’ye intikal ediyoruz. Müzdelife de yine Enformasyon bakanlığının misafirhanesinde konaklıyoruz. Akşam ve Yatsı namazlarını birleştirerek ‘cem-i tehir’ kılıyoruz. Burada da yine mümkün olduğu kadar tekbir, telbiye, Tehlil, salavat ve dualarla zamanımızı değerlendir meye çalışıyoruz. Bir yandan da Şeytanlar için taşlar topluyoruz.

Arafat ile Mina arasında ve Harem sınırları içerisinde bulunan Müzdelife de vakfe yapmak haccın vaciplerindendir. Gece yarısından sonra Müzdelife vakfemizi yaparak buradan ayrılıyoruz. Cemerat mahalline gelerek Büyük Şeytanı taşlıyoruz. Hacılar, Cemeratı taşlarken nefsani arzuları ve gerçek şeytanları taşlama metodunu ve defalarca bu ameli yapmakla nefisle mücadelenin devamlı oluşunu öğrenecektir.

Büyük,orta ve küçük şeytan,ona dünya hayatında sapkınlığı aşılayan güç,para ve sahte dindarlar gibi düşmanlarının varlığını hatırlatacaktır.Bütün bunları ve daha nice aşamaları gerçekleştirdikten sonra Kabe’ye dönme hakkı kazanacaktır.

Mina da kalacağımız yere gitmeden önce Kabe’ye giderek ‘Ziyaret tavafı’ mızı yapıyoruz. Tekrar Mina’ ya geri dönerek kalacağımız yere yerleşip sabah namazını kıldıktan sonra istirahat çekiliyoruz. Kahvaltıdan sonra Kurbanları mızın kesildiği haberi gelince de ihramdan çıkıyoruz.

Bulunduğumuz yer cemerat’a(şeytan taşlamaya) ve Mina’ya hakim bir nokta. Bunun içinde Arafat’ta gözlemlediğimiz o muhteşem tablonun Mina bölümünü de seyretme mutluluğuna eriyoruz. Tabi ki farklı bir şekilde burada hacılar ihramlarından çıkmışlar,ülkelerinin ve kültürlerinin gereği olan renkli kıyafetlere bürünmüş olarak.

İnternet’te Türkiye’den haberleri okurken ‘Şeytan taşlamada 14 hacının izdihamda vefat ettiği haberini okuyorum. Kemal beyle gerekli araştırmayı yapıyoruz. Dış ilişkiler enformasyon genel müdürü Dr. Zamil Zinde Bey olayı doğruluyor,’ Ancak diyor ;izdiham sizin gazetelerin belirttiği gibi şeytan taşlama da yaşanmıyor. Gördüğünüz gibi Hacıların huzuru ve rahatı için her türlü tedbiri aldık. Ancak köprü altlarında yatmalara engel olamıyoruz. Yatanları kaldırıyoruz,bir müddet sonra başkaları gelip yatıyor. Olayın olduğu yerde Büyük şeytanın uzağında ‘Suku Arap ‘ çarşısının yakınında oluyor. Sabah etken saatlerde gelen hacılar burada yollara yatıyorlar. Uyandıklarında gelen kalabalık grubu görünce paniğe kapılıyorlar,kaçma telaşı içerinde hareket edince de yaşanan izdihamın sonunda 14 hacı vefat ediyor. Bunların 1.İranlı, 4 Pakistanlı, 3 Hindistanlı, 2.Yemenli, 2 Mısırlı karıkoca ve 2sizi meçhul olmak üzere 14 kişi. Olay sabah 10.30 da oluyor. Yaralı sayısı fazla 2 kişinin durumu ağır.’ diyordu.

Yatsı namazından sonra Enformasyon Bakan yardımcısı Emir Sultan Bin Türki Bayramlaşmaya geliyor. 3 gün Mina’da kalıyoruz.

NOTLAR

Özellikle uzak doğu’ dan olmak üzere bazı İslam ülkelerinden nişanlı ve yeni

evli çiftler mihir olarak hanımlarını ve nişanlılarını Hacca getiriyorlar.

Arafat’ta Mısırlı bir ailenin çocukları oldu. Muhammed ismi verilen sübyan hacının babasıyla resmi Suudi gazetelerinde yayınlandı.

Çocuklarının Hac sırasında dünyaya gelmesi için hamilelik döneminde Hacca gelen aileler var. Haccın başlangıcından Bayramın birinci gününe kadar 255 çocuk dünyaya geldi.

Arafat’ta ve Mina da 10 helikopter devamlı havada uçarak hizmetleri ve olayları denetliyordu.

Mina ve Arafat’ta 67 çocuk kaybolmuş.

Mevcut çalışanlara ilave olarak 1971 temizlik elemanı. 1500 çöp bidonu devreye sokulmuş.

Cemerat’ta izdihamın olmasına engel olmak için her dilde devamlı anonslar yapılarak hacılar uyarılıyor.

Mekke’deki 5 kesim hane de 750 bin koyun, 6bin deve vebüyük baş hayvan kesilmiş. Kesim haneler 8 saatte 400 bin hayvan kesebilecek kapasiteye sahip. Kesim haneler de kasapların dışında 400 uzman görev yaptı. 200 bin civarında kurban İslam ülkelerindeki fakirlere derin donduruculu konteynırlarla gönderildi.

Hacıların güvenli ve rahat ortamlarda ibadetlerini yapabilmeleri için her türlü tedbirler alınmış. Şartlar ona göre hazırlanmış. Lakin söz konusu insan olunca uygulamaların planlandığı şekilde gerçekleşmediği görüyorsunuz. Nedeni ise herkesin sadece kendi yapmak istediğine şartlanması. Bunun içinde dışarıdan müdahalelere kendilerini kapamışlar. Gerekli yardım edici cevapları vermiyorlar İnşaallah gelecek haclar da bu durumlar aşılırda hacılar daha huzurlu ve rahat olarak görevlerini ifa ederler.

Burada üzülerek şu tespiti yapmak istiyorum;ülke önemli değil,maalesef hacılarımızda “temizlik kültürü” gelişmediğinden,teknolojinin her türlü vasıtasıyla gerçekleştirilen hizmetler göze fazla görünmüyor. Çünkü temizlik kültürünü geliştiremeyen hacılar anında yine çevrelerini eski haline getirebili yorlar. Bu noktada ülke yöneticilerine önemli görevler düşüyor. Hacılarını temizlik konusunda eğitmeleri gerekiyor. Temizlik kültüründe hacılar bir noktaya getirildiğinde yapılan ibadetlerinde lezzetinin daha başka olacağına inanıyorum.

BEYTULLAH’DA BAYRAM

Hac farizasını yerine getirirken seferi olmanın da verdiği kolaylıklar nedeniyle bayramı Beytullah da yaşamanın zevkine ulaşamıyorsunuz.Ama,Ramazan ayı içerisinde umre’ye giderseniz ve Bayram sabahı da Beytullah’da olursanız, Beytullah’da Bayramın zevkini ve lezzetini yaşayabilirsiniz.

Beytullah’da Bayramı anlatmaya kelimeler yeterli değildir. Aciz kalırlar Beytullah’daki Bayram sabahını ve bayram namazını anlatmaya. Ancak yaşandığında gerçek manası anlaşılabilen bir olay.

Cenab-ı Hak nasib etti bir ramazan bayramında umreye gitmeyi ailemle gittiğimiz o ramazan umresini ve bayram sabahını halen unutamadık. Ramazan ayında Mekke oldukça kalabalık,Haccı aratmayacak olan kalabalık Ramazanın son 10 gününde ise izdiham halini alıyor. Ramazan ayında körfez ülkelerinde okullar da yarı yıl tatiline girdikleri için Araplar da aileleriyle geliyorlar. Çocukların en çok olduğu umreler genelde ramazan ayında gerçekleştiriliyor. İslam dünyasının her köşesinden Müslümanlar Ramazan ayını ve özellikle de Kadir gecesini ve Bayram namazını Allah’ın evinde (Beytullah) ihya edebilmek için akın ediyorlar Mekke’ye.

Hatimle kılınan teravih namazlarıyla başlayan Beytullah’daki ramazan geceleri,son on günde gece yarısından sonra yine hatimler kılınan 10 rekatlık teheccüt namazıyla bayram sabahına kadar devam ediyor.

1,5-2 milyon hacı ile idrak edilen Kadir gecesi ve bayram namazında Müslümanların elleri İslam dünyasının birliği ve beraberliği için Yaradanına kaldırılıyor. Bayram hutbesinde Hoca efendi günün önemli maddelerini islami açıdan değerlendiriyorlar.izim bulunduğumuz bayram namazında da gündem yine ağırlıklı olarak İslam dünyası idi. O dönemde zulme uğrayan Bosna-Hersek, Çecenistan, Keşmir,Filistin ve diğer bölgelerdeki Müslümanların durumları anlatıldı. Bir an evvelde zulümden kurtulması için cemaatle birlikte dualar edildi. Toplu olarak yapılan dualara İnşallah gereken cevaplar da gelecektir. Çünkü Resulullah (sav) Efendimiz buyuruyor ki: “ Yapılan bir duaya 40 kişi amin derse, o dua Cenab-ı Hakk’ın katından geri dönmez( yani kabul olur)”.

Beytullah’da yapılan dualara ise her gece özellikle ramazan ayında on binlerce kişi amin diyor. İnşallah bu dualar kabul olacak ve bir gün özlenen “İslam Birliği” gerçekleşeceği gibi, zulüm gören İslam Beldeleri ve Müslümanlarda gerçek hürriyetlerine kavuşacaklardır…

Hz.Peygamber (sav) Efendimiz bir diğer hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmaktadırlar: “ Hac ve umre içi Beytullah’a gidenler, Müslümanların Allah’a gönderilmiş temsilcileridir. Kendisine dua ederlerse, dualarını kabul eder,mağfiret dilerlerse,onları bağışlar”.

Evet… Müslümanlar Hac ve Umre mevsimlerinde temsilcilerini Beytullah’a göndererek Yaratanlarından af ve mağfiretlerini niyaz ederlerken aynı zamanda özlemi içerisinde oldukları “İslam Birliği” nin gerçekleşmesi için de dua etmektedirler.

İSLAM BİRLİĞİ

İslam dünyasının içerisinde bulunduğu ve dış dünyaya yansıyan görüntüsüne bakarak laik düşünceliler böyle bir birliğin gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını ve hangi İslam ülkesiyle yapılacağını dahi düşünemediklerini iddia etmektedirler.

Kuşkusuz, Yaratan yerine yaratılanlara ipotek olan kafalar ve beyinler bunu idrakten acizdirler. İpotekli beyinlerle İslam Birliği’nin gerçekleştirilmesi mümkün değildir. Ama, bu ipotekli beyinlerin idrak edemedikleri,kavramakta güçlük çektikleri bir şey vardır ki, o da İslam ülkelerinin halklarının durumudur. İslam ülkelerinde yaşayan halklar onlar gibi düşünmemektedirler. Onlar İslam birliğinin gerçekleşmesi için Beytullah’da gözyaşı dökmekte Yaratanlarından yardım talep etmektedirler.

Müslümanlar Evrensel bir par yeri olan kutsal şehirlerde “made in japan”,”made in USA”, “Made in germany”,”Made in çin”, “made in Tayvan” yazan gayrı müslin patentli malların satılmasında da rahatsızlık duymaktadırlar.Bunun için “ İslam Ortak pazarı”nı gerçekleştirecek olan İslam ülkelerinin ürettikleri malların bu kutsal şehirler de pazarlanmasını arzu ettiklerini kendi aralarındaki sohbetlerde gündeme getirmektedirler.

Suudi Arabistan’ın tiçaretine bakıldığında ticaretin büyük bir bölümünü ABD; Japonya, Fransa, İtalya, Almanya gibi ülkelerle yapmaktadır. I988’de ihracatın %22sini ABD,%17sini Japonya,%6sını Singapur ile,ithalatın ise %16sını ABD,%16sını Japonya ve %7sini İngiltere ile gerçekleştirmiş. Ham petrol(%62) ve aratılmış petrol (%23 )sattığı tek ihraç ürünü. Makine ve aletler(%19) gıda ve tütün (%16) ve taşıtlar (%14) satın aldığı ürünler arasında baş sırayı alıyor. Kısacası Suudi Arabistan çoğunluğu gayrı Müslim ülkelere petrol satmaya, karşılığında lüks otomobil,elektronik eşya satın almaya devam etmekte. Hal böyle olunca ülke gelişmiş batılı ülkelerin panayırı olmaya ve özellikle bu panayır,Hac mevsiminde İslam dünyası içinde “Evrensel bir Pazar” devam ediyor.

Evrensel bir Pazar olan kutsal toprakların gayri Müslimlerin panayırı olmaktan kurtarılması gerekmiyor mu? Elhamdülillah bunun heyecanı İslam dünyasını sarmış durumda.İpotekli beyinler tahayyül dahi edemeseler de her türlü engelleri koysalar da yakın gelecekte İslam Birliği’nin oluşumuna şahit olacaklardır..

MİLLİ GÖRÜŞÇÜLER

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Suudi Arabistan’a da çeşitli vesilelerle gelen Milli Görüş mensubu kardeşlerimiz çeşitli vesilelerle bir araya gelerek vatan hasretini gideriyorlar.

Suudi Arabistan’da işçi olarak öğrenci olarak öğretim görevlisi olarak bulunan milli Görüşcü kardeşlerimiz zaman zaman bir araya gelerek kendi problemlerini görüşüyorlar,birlikte çözümler bulmaya çalışıyorlar. Aralarında tam bir dayanışmanın olduğunu gözlüyoruz. Tabi ki bu durumda Milli Görüş açısından sevindirici bir durum.

Tabi ki bu birlikte oluşları sadece ülkeleri ile haberleşmeyi sağlayabilmek ve birbirlerinin sorunlarına yardımcı olabilmekten öte değil. Türkiye’yi yakından takip etmeye çalışıyorlar. Bunun içinde işletmekte oldukları lokantalara, çayhanelere koydukları TV’ler vasıtasıyla Türk televizyonlarını yakından takip etmeye çalışıyorlar.

Bayramlarda bir araya gelerek bayramlaşma yaptıkları gibi yeni gelen dostlarıyla da tanışıyorlar. Bizim orada bulunduğumuz Ramazan bayramında da Mekke’de düzenlenen bayramlaşmaya katılmak nasib oldu. Bayramın ikinci günü Müzdelife’de düzenledikleri bayramlaşmaya Mekke’de mukim olan Nazım Karaman dostumla birlikte katıldık. Nazım Bey yıllardır Mekke-i Mükerreme’de bulunuyor. Genç nesil kendisini tanımaya bilir ama,biz kendisiyle 68 kuşağı nesliyiz. Erbakan Hocamızın Odalar Birliği,bağımsızlık hareketinde birlikte hareket ettiğimiz bir kardeşimizdir. Ne zaman Mekke’de gitmek nasib olsa muhakkak kendi ile görüşmeden geri dönmeyiz(tabi ki Türkiye’de değilse). Milli Gençlik Vakfını kuran ve ilk yöneticilerindendir. Bu özelliklerinden dolmayı da Suudi Arabistan’da bulunduğu dönemde de Milli Görüş’e gönül veren kardeşlerimizi bir araya toplamayı gerçekleştirmiştir. Başarılı iş işadamımızdır. “ Mühendis Türki” diyerek Araplar arasında saygınlık kazanmış.Kendisinden yardım isteyen her Türk’ün zaman tanımadan yardımına koşmaya kendisine vazife kabul etmiş bir kardeşimizdir.

Müzdelife’da gerçekleştirilen Bayramlaşma öncesinde yapılan sohbet konuşmalarından ardından gerek Suudi Arabistan’da çalışan kardeşlerimizin gerekse umre için Türkiye’den gelen kardeşlerimizin sorularına yetkililer gerekli cevepları verdiler. Bilahare kılınan ikindi namazından sonra verilen ikramları yerken birbirlerini yeni görenler tanışmalarını gerçekleştirdi ve akşam namazını Kabe’de kılmak üzere Müzdelife’den ayrıldık.

Milli Görüşcü kardeşlerimizin hizmetleri kuşkusuz Mekke-i Mükerreme ile sınırlı değil. Aynı şekilde Medine-i Münevvere’de bulunan kardeşlerimiz de aynı şekilde bayramlarda bir araya gelmekteler. Onların bir diğer avantajlı yanları da Avrupa Milli Görüş teşkilatının Medine’de bir otel kiralayarak buraya gelen Müslümanlara hizmet vermesi..

BİR ANEKTOT

Enformasyon Bakanlığının davetlisi olarak gelen meslektaşlarımız arasında ilklerde yaşanıyordu. En yaşlı meslektaşımız 80 yaşındaki Hindistanlı şair yazar Abdul Şukur Abdul Sabur olurken en genç davetli de Zaman gazetesinden Salih Boztaş’ın 2.5 yaşındaki oğlu Talha idi. Bakanlık ilk defa Hacca gelecek anne babasıyla gelecek olan bir çocuğa evet demiş.

Hindistanlı meslektaşımızın Hacca geliş hikayesi ise oldukça ilginç. Bu zat 1957 senesinde Hindistan’ı ziyaret eden Kral Bin Suud’a şiir yazar ve huzurunda okur. Kral şiiri çok beğenir. Suudi Arabistan’a dönünce meslektaşımızı Hacca davet eder. Hanımı hastalandığı için o yıl hacca gelemez. Hanımı 43 yıl hasta yatar. Emri hak vaki olunca Suudi kralına daveti hatırlatan mektup yazar ve gelmek arzusunu belirtir. Suudi Arabistan kralı da vefat etmiş yerine Fahd kral olmuştur. Kral Fahd davet konusunu araştırtır ve doğruluğunu tesbit edince Daveti yeniler. Böylece 50 yıl önce yapılan davet 50 yıl sonra gerçekleşir. Bizler de bu davet sonucunda ismi gibi Şükür ve Sabır timsali olan meslektaşımızla birlikte Hac yapmak mutluluğuna ermiş olduk.

Mina da geçirdiğimiz 3 gün içerisinde bir gecemizi de Kabe’de sabahlamak imkanını bulduk. Veda tavafımı kalabalık nedeniyle Mescid-i haram’ın üçüncü katında iki buçuk saatte ancak tamamlayabildim. Sabah namazını eda ettikten sonra Mşnaya geri döndük. Kabe’nin gecesinin de gündüzünün de ibadetine seyrine doyum olmuyor. Hepsinin ayrı bir neşesi ve zevki huzuru var.

Mina da geçirdiğimiz 3 gün içerisinde şeytan taşlama işlemlerini tamamladık tan sonra Mescid-i harama geliyoruz. Akşam ve yatsı namazlarını milyonlarla birlikte eda ettikten ve tavaflarımızı yaptıktan sonra Cidde’ye dönüyoruz.

NAZİK BİR DÖNEM YAŞIYORUZ.

Cuma namazı sonrasında Medine-i Münevvere’ ye gideceğiz. Bunun için gerekli hazırlıklarımızı tamamlayarak Cuma namazına gidiyoruz. Cuma namazını İslam Kalkınma Bankasının kampusu içerisinde bulunan mescit de kılıyoruz. Medine-i Münevvere heyecanı ile otelimize döndüğümüzde sürpriz bir haberle karşılaşıyoruz. Enformasyon Bakanı akşam yemeğinde bizlerle bir araya gelerek tanışmak istiyormuş. Onun içinde Medine seyahatimiz gece yarısına erteleniyor.

Akşam saat dokuzda Otel karavan Plaza’ ya enformasyon bakanının yemeğine gidiyoruz. Enformasyon Bakanı Dr. Fuad bin Abdüsselam El Fars ile Bakan yardımcı Prens Sultan bin Türki bizleri toplantı salonunun girişinde karşılayarak hoş geldin dediler. Yemek öncesinde gerçekleştirilen Seramoni Suudili bir hafızın Kur’an tilaveti ile başladı. Suudi Arabistan da bakanların hazır bulundukları toplantılar her zaman Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlıyor. Afrika, Asya,Ortadoğu bölgeleri adına meslektaşlarımız birer teşekkür konuşması yaptılar.

Enformasyon Bakanı Dr. Fuad bin Abdüsselam el Fars, bizlere davetlerine icabet ederek Hacca geldiğimiz için teşekkür ederek başladığı konuşmasını dünyada gelişmekte olan olaylara işaret ederek ‘ İslam alemi her yönden saldırılarla karşı karşıyadır. Medyanın da bunda önemli rolü vardır. Sabır ve teenni ile bu saldırıları geçiştirmemiz gerekir. Birbirimize daha fazla ihtiyacımız olduğu nazik bir dönemi yaşıyoruz.’ Diyerek tamamladı.

Konuşmalar sonrasında yenilen akşam yemeğinin ardından Holideyn İnn oteline dönüyoruz. Ve eşyalarımızı alarak gece yarısı Medine-i Münevvere’ye hareket ediyoruz.

Geceleyin yol boyunca Hz. Muhammed(sav) Efendimizin “ Hicret”ini konuşuyoruz. Bilindiği gibi Mekke’deki hayat Müslümanlar için hayli sıkıcı olmaya başlamıştı. Mekke’ li müşriklerin işkençeleri,eza ve cefaları çekilecek gibi değildi. Bunun üzerine Müslümanlar Medine’ye Hicret etmeye başlamış lardı.

Müslümanların Medine’ye Hicret’inden sonra Mekke’de sadece işkence altında veya hapiste olan Müslümanlardan başka, Hz. Peygamber (sav) ile birlikte Hz. Ebu Bekir(ra) VE Hz.Ali(r.a) kalmışlardı.Hz. Ebu Bekir(r.a) de devamlı olarak Peygamber Efendimiz (sav)den Hicret için izin istemekteydi. Peygamber Efendimiz (sav) de devamlı olarak sabretmesini ve beklemesini tavsiye ediyordu.

Hz. PEYGAMBER ( S.A.V) HİCRET EDİYOR

Hz. Peygamber (sav) de Mekke’den hicret etmek için Cenab-ı Hakk’dan izin bekliyordu.

Allah’ın nizamına karşı olan Mekke’li müşrikler,her türlü baskıyla Hz. Peygamber (sav)i davasından vazgeçiremeyince ve Mekke dışında Medine’de Müslümanların giderek kuvvetlendiğini görünce, bu durumun kendileri için tehlike arz edeceği düşüncesiyle, o zamanlar Kabe’ye yakın bir yerde bulunan “ Darun- Nedve” dedikleri parlamentolarında toplanarak meseleyi görüşmüşlerdi.

Görüşleri şu noktada idi, “İslam denen hareket hızla büyüyor,hatta Mekke dışına taştı. Muhammed’in bu faaliyetlerini durdurmak lazımdır. Kendi küfür düzenleri tehlikeye girmiştir. Muhammed’in İslam dediği bu yeni düzen, onların devletlerini yıkarak yerine oturabilir. O halde ne yapıp yapıp Muhammed orta dan kaldırılmalıdır. Böylece de bu hareket durdurulmalıdır.” Fakat müşrikler bir şeyi bilmiyorlardı, Allah için olan hareketler durdurulamaz.

Mekke müşrikleri Darun Nedve’ de bu kararı alınca Hz.Peygamber (sav) e karşı nasıl hareket edecekleri konusunda görüşler ortaya atılmaya başlandı. Ve nihayet azılı İslam düşmanı olan Ebu Cehil’in planını uygulamaya karar veriyorlar.

Ebu cehil’in planına göre, her kabileden bir genç seçilecek, ellerine keskin kılıçlar verilmek suretiyle Hz. Muhammed (sav) pusuya düşürülecek ve öldürülecek.Her kabileden bir genç bu olayda bulunacağı içinde kan davası gündeme gelmeyecek. Kafirled bu kararı almışlardı ama, öldürmek istedikleri insan her hangi bir kişi değildi. Allah’ın Resulu idi. Böyle olunca içinde Çebrail ‘as) onların oyunların Resulullah’a bildirdi.

Resulullah (sav) Efendimiz geceleyin kendilerine pusu kuranların arasından yerine Hz.Ali(sav) nı bırakarak uzaklaşır ve bildiğimiz çileli,hicret ”olculuğunu yapar.

Aslında Hicret, alelade bir göç,yolculuk değildir.Hicret’in bir gayesi vardır,o da Müslümanca yaşamaktır. Allah’ın kanunlarını ikame etmektir. Hicret ruhun bu kanunlarla terbiyesidir. Hicret ilahi yaşam kavgasıdır.

Hicret böyle önemli bir olay olduğu içindir ki, Hz.Ömer (r.a) onu İslam takvimi için başlangıç kabul etmiştir. Çünkü Hz.Ömer (r.a) in ifadesi ile Hicret Hakk ile Batılı birbirinden ayırmıştır. Allah Resülünün hayat proğramı şu üç kelimeyle özetlenebilir: İman…Hicret… Cihad..

Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyuruyor:

“ İman edip de Allah yolunda hicret ve cihad edenler, barındıranlar, yardım edenler, İşte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Mağfiret ve ucsuz bucaksız rızıkda onlarındır” Enfal suresi:74..

Biz hicret olayını sohbet ederken kendimizi Medine’—i Münevvere’de buluyoruz. Üç saatlik bir yolculuktan sonra sabah namazına 2 saat kala Medine’de kalacağımız ‘Medine Oberıo oteli’ne varıyoruz.

MEDİNE-İ MÜNEVVERE

Medine-i Münevvere Hicaz kıtası dahilindeki yerleşim merkezleri içinde önem bakımından ikinci sırayı alır. Bütün Hicaz’da akarsuları,bağ ve bahçeleri,düzenli evleri ile Medine’ye benzer bir şehir daha bumak mümkün değildir.

Arapların cahiliyye dönemlerinde önemsenmemiş,hatta İsla’ın ilk yıllarında bile bakımsız bir halde kalmış olan bir şehir. Daha sonra gelen yöneticiler tarafından imar çalışmaları ile geliştirilerek Peygamber(sav)imizin Hicret ettiği bir belde olmaya yakışacak bir hale getirilmiştir.

Medine-i Münevvere, İslam nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehri. Her karışı, İslam’ın aydınlığını insanlığa ulaştıran Allah Resulünün ve Sahabenin hatıralarıyla doludur. Sinesinde İslam’ın en büyük önderlerini barındırmaktadır.

Medine, İslam’ın koynunda büyüdüğü,dal budak saldığı, devlet haline geldiği belde-i tayyibe. Bir zaman kollarını açtığı Resul-i Ekrem(sav) i şimdi sinesinde saklayan vefalı şehir.

İslam’ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Peygamber Efendimiz buraya hicret etmiş. İslam devleti burada kurulmuş. İslam’ım mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır.

Peygamber Efendimiz İslam’ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Böylece Medine-i Münevvere , Allah’ın en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir.

Asr-ı Saadet, en parlak şekilde bu şehirde yaşanmıştır. İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Peygamber Efendimizin terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur

Kentlerin sevgilisi Medine-i Münevvere dünyada adeta cennet misali bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir.

Tarih, Rasulullah(sav) ın sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahit olmamıştır.

İşte Medine-i Münevvere bu güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal şehirdir.

Bu sebepledir ki büyük bir engel olmadığı sürece hacıların,Medine-i Münevvere’ye giderek Hz.Peygamber (sav)in kabrini ziyaret etmeleri ve mescidin de namaz kılmaları büyük önem taşır. Bu ziyaret İslami duyarlılığın bir göstergesidir.

Medine-i Münevvere’yi ve dolayısıyla Mescid-i Nevi’yi ziyaret etmek hususunda Hz. Peygamber (sav) Efendimizin birçok hadisi şerifleri mevcuttur.

Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacib olur”

“Hac’dan sonra kim benim kabrimi ziyaret ederse sağlığımda beni ziyaret etmiş gibidir.”

“ Kabe’yi ziyaret edib haçı olduktan sonra beni ziyaret etmeyen bana cefa etmiş olur.”

Ebu Hureyre’den:

“ İrtihalimden sonra kabrimi ziyaret eden, beni ziyaret etmiş gibidir. Ben ise diriyim. Her kim beni ziyaret ederse kiyamet günü ona şefaat ederim, yahut iyiliğine şehadette bulunurum.

Enes. B. Malik’ten:

“ Her kim benim mescidimde hiçbir vakit kaçırmayarak 40 vikit namaz kılarsa,onun için cehennem azabından kurtuluş beratı yazılır.”

Peygamber (sav) Efendimiz,bir diğer hadislerinde de:

“ – Benim kabrimi bayram yeri, kendi evinizi ise mezara benzetmeyin! Nerede olursanız olun üzerime salat getirin,yani salat u selamı mescid ve kabrime hasretmeyin.Nerede selat u selam getirirseniz bana ulaştırılır.”

Medine’de ikamet esnasında namazın mümkün oldukça Mescid-i Nebevi’de kılınması konusunda da Peygamberimiz’den Ebu Said şu hadisi nakletmektedir:

– Allah’a yemin ederim ki eğer kendi hanelerinizde namaz kılarsanız benim mescidimi terk etmiş olursunuz.Benim mescidimi terk edince sünnetimi terk etmiş ve selamete(kurtuluşa) götüren yoldan çıkmış olursunuz.”

Bir diğer hadis’te de:

-Benim mescidimde kılınan bir namaz,Kabe hariç,dünyadaki diğer mescidler de kılınan bin namazdan daha iyidir.” Buyurmuştur.

Ebu’d-Derda Hazretleri de,kılınan namazların makbuliyeti bakımından şöyle bir kılaslama yapmaktadır:

“- Kabe’de kılınan bir namaz ,diğer yerlerde kılınan 100 bin namaza,Medine’de kılınan bir namaz, diğer yerlerde kılınan 1000 namaza ve Mescid-i Aksa’daki bir namaz da sair yerlerde eda edilen 500 namaza eşit sevaptadır.” Demiştir.

Burada bir hatırlatmayı yapmak istiyorum: Bu belirtilen yerlerde kılınan namazların sevabı kazaya kalan namazların yerine geçmez. Yani Kabe’de kılınan bir vakit namaz,kazaya kalmış olan yüz bin vakit namazın yerine geçmez, onun borcunu ödemez.

Bizde bu duygu yüküyle Medine-i Münevvere’ye gidiyoruz. Otel de bir müddet istirahat ettikten sonra Sabah namazını kılmak üzere Mescid-i Nebeviye gidiyoruz. Namazı yeni ilave olan bölümde edanın ardından Hz. Peygamber(sav) in kabrini ziyarete gidiyoruz. Bab-ı selam kapısından ziyaret için Mescide giriyoruz. ‘ Es-selamü aleyke Ya Rasulallah…’ diyerek Hz. Peygamber(sav) in Kabrine yöneliyoruz. Selam ve dualarımızla birlikte Türkiye’den gelirken emanet edilen selamları teker teker iletmeye gayret ediyoruz. Tabiki Hz.Peygamber (sav) ile başlayan ziyaretimiz Hz. Ebu Bekir Sıddık ve Hz. Ömer’in kabirlerini ziyaret ile tamamlanıyor. O mekandan ayrılmayı arzu etmememize rağmen şartlat gereği diğer hacılarında ziyaretine imkan vermek için istemeyerek de olsa ayrılıyoruz.

CENNETÜ’L BAKİY

Mescid-i Nebi’nin doğu tarafında bulunan Baki Mezarlığını ziyaret etmek müstehaptır. Hz. Peygamber Efendimizi görme şerefine nail olan, sesini duyan,onunla namaz kılan ve İslamiyet uğrunda hiçbir fedakarlıktan çekinmeyen on bin civarında Sahabinin medfun bulunduğu Cennet-i Baki mezarlığı ikinci ziyaretgahımız. Üçüncü halife Hz. Osman,Hz. Abbas, Hz.Aişe, Hz. Fatıma, Sad b. Ebi Vakkas,Hz.Hasan gibi sahabe ile İmam-ı Malik gibi Tabiundan bir çok büyük zevat burada medfundur.

Mescid-i Nebevi’nin Cuma kapısı hizasındadır. Hz. Peygamber(sav) bu mezarlığın faziletini:

“ – Bizim şu Kaiyyü’l- urkad( Cennetü’l Bakiy) mezarlığına her kim defnedilirse kıyamet günü ona şehadet ve şefaat ederiz.”

Sözleriyle bildiriyor.

Cennetü’l Bakiy’de 10 bine yakın sahabi medfundur. Ancak Resulullah ve dört halife ödeniminde kabre taş dikme adeti olmadığından belli başlı bazıları haricinde kabirleri kimlere ait olduğu meçhuldür.

Hz.Peygamber(sav) cennetü’l bakiy mezarlığının ziyaretiyle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“ – Kim cennetü’l Bakiyi ziyaret ederek orada onbir ihlas ile fatiha suresini okursa,mezarlıkta bulunan sahabi sayısınca ecir kazanır.”

Mezarlığın içerisine girmek şart olmamakla birlikte kapısı açık olduğunda içeri girilerek; kapalı olduğunda dışarıdan ziyaret edilebilir. Ziyaret sırasında orada yatanlara selam verilir ve dua edilir. Peygamber efendimiz(sav) zaman zaman Cennet-i Baki mezarlığını ziyaret eder ve orada medfun bulunan müminler için dua ederdi. Baki mezarlığı genellikle sabah namazı sonrası kapısız açıldığı için namazdan çıkan müminler ziyaretlerini yaptıktan sonra evlerine dönerler.

Medine-i Münevvere ziyaretimiz kaldığımız otelin çatısından Mescid-i Nebevi’nin , Ravza-ı mutahhara’nın ve Cennet-i Baki’nin fotoğraflarını çekerek başlıyor. Öğle namazı ve sonrasında Mescid-i Nebevi’nin çevresini dolanarak fotoğraf çekimini sürdürüyoruz.

UHUD

Medine gezimize ikindi namazından sonra Uhud’dan başlıyoruz. Uhud Mescid-i Nebevi’ye 5 km uzaklıkta. Şehrin kuzeyinde bir dağın adıdır. Hicretin 3. Yılında (M.625) müslümanlarla müşrikler arasında burada yapılan savaşta,Ashab-ı Kiram’dan 70 kişi şehid olmuş ve buraya defnedilmişlerdir.

Peygamber Efendimizin amcası ve Şehidlerin efendisi Hz. Hamza da bunlar arasındadır.

Hz. Peygamber(sav) her yıl Uhud şehitlerini ziyaret eder ve onlara dua ederdi. Uhud şehitlerini ziyaret etmek de müstehaptır.

Gerek Uhud şehitliğini gerekse okçular tepesini gezerken, yıllar öncesi Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma hoca ile birlikte yaptığımız haccı ve Medine’deki ziyaretlerimizi hatırladım. Daha sonra o güne ait notlarımdan ve yazılarımdan Süreyya hocanın Uhud savaşıyla ilgili anlattıklarını tekrar okudum. Tabiki ben burada Uhud savaşını yeniden anlatacak değilim. Sadece Süreyya hocanın dilinden birkaç tesbitini aktarmak istiyorum.

“ Hz. Peygamber (sav) askerlerini mevzilere yerleştirdikten sonra akdalarından gelebilecek tehlikeye karşı,daha sonra Okçular tepesi denen dağa 50 okçu yerleştirerek onlara şu kesin emri verdi:

“ – Müslüman askerlerinin cesetleri üzerinde leş kargaları dahi görseniz, bulunduğunuz mevziyi terk etmeyin.”

Savaş Müslümanların üstünlüğüyle devam ediyordu. Kafir askerleri paniğe kapılmış,kaçışıyorlardı.Bu durumu gören Müslüman okçular,Resulullah(sav)ın emrini unutarak “savaş kazanıldı” deyip yerlerini terk ettiler.

Henüz Müslüman olmamış ve Mekke ordusunun süvari komutanı olan Halid b. Velid, boş bırakılan o tepenin önünden geçerek yanındakilerle birlikte Müslüman ordusunu, arkadan çevirdi.İslam askeri iki ateş arasında kalmıştı.Bu karışıklıkta Müslümanlardan 70 kişi şehid oldu. Şehidlerin hepsi Hz.Hamaza’nında kabrinin bulunduğu Uhud şehitliğinde yatmaktadır.Yenik düşen İslam Ordusu Uhud dağının eteklerine doğru çekildi.

Peygamberimiz(s.a.v) İnsan öldürüyor

Bu çekilme esnasındaydı ki,kafir saflarında bir atlı Müslümanların doğru atını sürdü. Bu gelen kafir Ubeyy b. Halef idi. Resulullah (sav) onu görünce, yanında bulunan sahabiden mızrağını aldı ve yaklaşmakta olan Ubeyy’e fırlattı. Mızrak Ubeyy’in boynunu delip geçmişti. Ubeyy,atını çevirerek kendi safına zor yetişti ve orada, Hz.Muhammed (sav)in kendisini vurduğunu söyledi.

Ubeyy b. Halef Mekke döneminde Müslümanlara ve özellikle Hz.Peygamber (sav) e işkence ve eziyet yapan kafirlerdendi. Atını Resulullah (sav) ın üstüne sürüyor, “ seni bu atımla çiğneyeceğim!” diyordu. Her seferinde de Hz. Peygamber (sav) ona şu mukabelede bulunuyordu: “İnşallah ben seni öldüre ceğim” Resulullah(sav)ın dedikleri tahakkuk etmiş, Ubeyy kafirini öldürmüştü.

Bazıları sorarlar, Peygamber adam öldürür mü?.. Öldürmeyen savaşa çıkar mı?.. Hem de komutan olarak.Ne var ki o,sadece Allah ve O’nun davası için öldürüyordu; İnsanları sömürmek için değil!

Yenilginin sebebi

Uhud savaşı Müslümanların yenilgisiyle neticelendi. Bu yenilginin tek sebebi Hz. Peygamber (sav) in emrinin unutulup,başka türlü hareket edilmesidir. Bunun içindir ki Resulullah (sav) okçuların hiçbir şekilde yerlerini terk etmemelerini emretmiştir. Emrin ihmali yenilgiyi getirdi.

Sonuç

Uhud savaşında Müslümanlar komutan Hz.Muhammed(sav) in okçularına verdiği kesin emir dinlenilmediği için yenildi. Onları ikaz için şu ayet nazil oldu: “Allah’a ve Peygambere itaat edin. Taki rahmete kavuşturulasınız” (Al-i imran: 132)

Ohalde,rahmete,yani kurtuluşa ulaşmanın tek yolu Allah’ın emrettiği ve Resulullah (sav)ın tebliğ ettiği kanunlara uymaktır.

Uhud hadisesinde,Müslümanlara verilmek istenen bir ders vardır ki,savaş stratejisi bakımından çok önemlidir. İtaat!…

Savaşta zaferi elde etmenin sırrı! Ne var ki bu itaat,Allah’ın çizgisi dahilinde olmalı. Yani Allah’ın emredip,Resulullah(sav)ın tebliğ ettiklerine savaş açmış olanlara itaat yoktur.

Hz. HANZALA

Sizlere örnek bir sahabeden bahsetmek istiyorum.Bizim için sahabilerin tama mı örnek insanlardır. Ama,benim bahsedeceğim bu sahabenin Uhud savaşı esna sındaki hali diğerlerinden çok farklı ve özel olduğu için size ondan bahsetmek istiyorum.Bahsedeceğim bu sahabe Hz. Hanzala’dır.

Düşman ordusu çekip gittikten sonra Hz.Peygamber (sav) savaş alanına inip şehitlerin cesetlerini toplattı. Hz. Hamza’nın vücudu tanınmayacak şekilde parçalanmıştı. Ebu Süfyan’ın karısı Hind Hz. Hamza’nın ciğerlerini çıkartıp çiğnenmiş, parmaklarını kestirerek kendine kolye yapmıştı.

Şehitler arasında bir tanesi vardı ki Resulullah (sav) onu merak ediyordu. Adı Hanzala idi… İslamin en azılı düşmanlarından olup, Uhud savaşının hazırlayıcılarından olan Ebu Amir’in oğluydu. Baba kafir,oğul İslam ordusunun saflarındaydı. Düşman ordusu çekilip gidince de, komutanları Ebu Süfyan şöyle bağırmıştı: “ Oğlum Hanzala’ya karşı,sizden Hanzala’yı öldürdük.”

Kim bu Hanzala?… Niçin herkesten ayrı olarak o?…

Hz.Peygamber (sav) Hanzala’nın hanımını buldurup, kocası hakkında bilgi istedi. Şehit hanımı şerefine nail olmuş olan o yüce Müslüman sadece şunu diye bildi : “ Ya Resulullah,bize Hanzala ile dün evlendik.Zifaftayken çihad emrinizi duydu. Yıkanmaya fırsat bulamayarak cihad ordusuna katıldı.”

Resulullah (sav) şöyle buyurdu:

“ Ben de bunu merak ediyorum.Çünkü bütün şehitler arasından,meleklerin sadece onu yıkadıklarını gördüm.”

Artık Hanzala,tarihe “ğesilu’l-melaike” olarak geçecek ve günümüze kadar islamın örnek şehitlerinden birisi olarak yadedilecektir.

İslam Devleti,Allah için bu şekilde zifaflarını bile terk eden mücahitlerin şehitlerin omuzlarında oluştu,hükümran oldu…

Uhud şehitleri arasında Hazma b. Abdülmuttalib, Enes b. Nadr, Mus’ab b. Umeyr bulunmakta idi.

Uhud şehitliğinin yanında birde Uhud mescidi bulunmaktadır.Bu mescide diğer mescidler gibi birçok tadilat geçirmiştir. 1982 yılında yıkılarak yerine yeni bir plan üzerine gayet güzel bir mescit yapılmış, bir önceki mescide göre daha çok insan almaktadır.

KIBLETEYN MESCİDİ

Uhud’dan sonra Kıbleteyn mescidini ziyaret ediyoruz. Bu mescid de restorasyonu sırasında genişletilmiş ve modern bir görünüm kazanmış.

İslam’ın ilk yıllarında namazlar,Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya doğru kılınıyordu. Peygamber Efendimiz Kıble’nin Kabe olmasını, yani namazların Kabe’ye dönülerek kılınmasını çok arzu ediyor ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu. Hicretten 18 ay sonra Şaban ayının 15.günü (Berat Kandilinde) Hz. Peygamber(sav), Seleme oğulları mahallesinde öğle veya ikindi namazının farzını kıldırdığı esnada,ikinci rekattın sonunda nazil olan “ yüzünü gökyüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz. O halde yüzünü hemen Mescid-i Haram’a doğru çevir (Ey müminler) siz de her nerede olursanızolun,(namazda) yüzlerinizi onun yönüne çevirin…” (Bakara:144) ayet-i kerimesinin nazil olması üzerine Hz. Peygamber namazı bozmadan hemen Kabe istikametine döndü. Cemaatte saflarıyla birlikte döndüler. Böylece Kudüs’e doğru başlayan namaz Kabe’ye yönelinerek tamamlandı. İşte bu bakımdan bu mescide Mescid-i Kıbleteyn (iki kıbleli mescit) denir. Bu mescidi ziyaret ederek iki veya dört rekat Tahiyyet’ül Mescit namazı kılınması ve dua edilmesi güzel olur.

1982 yılında umre’ye gittiğimde ziyaret ettiğim Kıbleteyn mescidinde iki mihrab da bulunmakta idi. Fakat burayı ziyaret eden Müslümanlar eksik bilgileri sebebiyle her iki mihrabta da yani hem Kabe’ye hemde Kudüs’e doğru namaz kıldıkları için,mescidin son olarak yeniden restorasyonu ve genişletilmesi sırasında Kudüs’e doğru olan mihrab yerine konmamış, konulan bir kitabe ile gerekli bilgi veriliyor. Aslında çok yerinde de olmuş.Böylece Müslümanların bilmeden yanlışlığa düşmesi de önlenmiş.

MESCİD-İ SEB’A (Yedi Mescitler)

Hicretin 5.yılında Müslümanlarla Mekke müşrikleri ve müttefikleri arasında cereyan etmiş olan Hendek savaşının yapıldığı bölgede birbirine yakın küçük küçük yedi mescit bulunmaktadır.Bunlara ‘ Mescid-i fetih‘ de denir. Her mescid-in olduğu yer Hendek savaşı esnasında Müslüman ordusunun komutanlarının karargahlarının olduğu yerler. Şu anda yedi mescidin iki tanesi yıkılmış,beş tanesi kalmış sebebini öğrenemedim. Medine’ye gelenler tarafından buralarında ziyaret edilmesi adet haline gelmiştir. Şu anda bu mescitler restore edilmekte olup ayrıca bir büyük mescidinde inşaatı başlamış.

Uhud’da olduğu gibi yedi mescitlerde de Süreyya hocanın “Hendek savaşı” nın cereyan şeklini anlatışını hatırlayarak bir an için olsun o günlere gidiyor ve savaşı yaşıyorum.

Hendek savaşına “Ahzab savaşı” da denilmektedir.Hicretin 5.yılında vuku bulmuştur. Yahudiler fiili olarak İslam Devletine saldırmadıklarından. Bunu başkalarına yaptırmak istiyorlardı. Bu amaçla reisleri Huvey, yanına aldığı 10 kişilik bir heyetle Mekke’ye giderek, Hz. Peygamber(sav)’e karşı Mekke müşrikleriyle ittifak yapmayı teklif etti,onlarda bu ittifakı kabul ettiler. Yahudiler Mekke devletinden sonra Gatafan, Beni Seylem’e kabileleri ile de ittifak temin ettiler.

Yahudilerin bu düşüncelerini haber alan sahabeden Selman-ı Farisi’nin teklifiyle Medine şehrinin etrafına hendek kazmaya başladılar.

Biz burada savaşın kısaca sebebini belirttikten sonra savaşın gelişme safahatı yerine savaş öncesinden ve sonrasından ibret alabileceğimiz bazı önemli olayları aktarmak istiyorum.Tabi ki Uhud savaşında olduğu gibi yine Süreyya Hoca’nın lisanından olacak bu aktarmamız.

Bir Avuç Yemek

Müslümanların ekserisi Resulullah(sav)’le beraber hendek kazmaya gidiyordu. Yalnız münafıklar,çeşitli bahaneler uydurarak ya hendek kazmaya gitmiyor, yada verilen işi ciddiye almadan ve Hz. Peygamber(sav)’in izni olmadan çekip evlerine gidiyorlardı. Bu gibiler hakkında şu ayetler nazil oldu:

“ Müminler o kimselerdir ki,Allah’a ve Resülüne iman ederler,onunla birlikte toplu(mu ilgilendiren) bir iş üzerinde iken,ondan izin alıncaya kadar bırakıp gitmeyenlerdir. Gerçekten, senden izin alanlar,işte onlar Ayllah’a ve Resülüne iman edenlerdir. Böylelikle,senden bazı işleri için izin istedikleri zaman onlardan dilediklerine izin ver ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile.Hiç şüphesiz,Allah bağışlayandır,esirgeyendir.” (En-nur: 62)

Hendeğin kazıldığı sıralarda Müslümanların ekonomik durumu iyi olmadığın dan, Ensar’dan olsun, muhacirinden olsun, çoğu Müslüman aç karnına çalışıyor du. Hendekten çıkartılan toprağı,bizzat Resülullah(sav)’de taşıyor,mubarek vücüdu toz toprak içinde kalıyordu.

Hendek kazılmaya devam ederken bir gün sahabeden Cabir b. Abdillah Resulullah (sav)’in açlıktan yüzünün sararıp solduğunu,karnının çekildiğini fark eder,bundan sonrasını Çabir’den dinleyelim:

“ …Hemen eve koşarak,evde yiyecek olup olmadığını hanımıma sordum. Yanında azıcık arpa unu vardı. Bundan başka bizim gibi açlıktan zayıflamış küçücük bir oğlağımız da evde bulunuyordu. Ben oğlağı kestim. Hanımım da ekmek pişirdi. Daha sonra hendeğe giderek,gizlice Resulullah(sav)’i eve yemeğe davet ettim. Evdeki yemek çok az olduğundan kimsenin duymasını istemiyordum. Davetimi kabul eden Resulullah (sav) sahabeye dönerek şöyle seslendi: “ Ey ashabım, Cabir hepimize ziyafet hazırladı.” O sırada içimden bir şey koptu sanki. Bu kadar kişiye ne yedireceğim?. Ama çaresiz Resulullah (sav)’in emri reddedilemez ki!… Çaresiz,daveti duyanlarla eve gittik. Bu kadar davetliyi gören hanımım da şaşırmıştı. Ben ona, Resulullah(sav)’in bunları davet ettiğini söyleyince,” Allah ve Resulü bizden daha iyi bilir!” dedi. Ve yemeği hazırladı. Sahabeden doyan kalkıyor,yerine başkaları oturuyordu.Böylece herkes doydu. Nihayet biz ev halkı olarak sofraya oturduğumuzda,yemek olduğu gibi duruyordu,sanki hiç yenmemişti.

Bunun müslümanca adı “ Bereket…”

Nasıl olurda, bir avuç yemek yüzlerce insana yeter?.Buna inanmayana anlat mak gayet zor. Öyle bir endişemiz de yok,zaten.Biz ancak tebliğ ederiz.

Bu olaydaki incelik şudur:

Her şeye kadir olan Allah, kulunu çeşitli şekillerde deniyor: “Acaba karnı tok olan kulumu aç bırakırsam, cihadı terk eder mi” veya “kulumu nimetlere boğarsam,Beni unutur,nimetlere dalar, cihadı başkası yapsın der mi?” yahut “ “şu kuluma bir dünyevi makam vereyim,acaba davamı o makama kurban ederek,bu bakamı yükseltmek için Müslümanlar aleyhinde çalışır mı?Onları şuraya, buraya şikayet ederek,ispiyonculuk yapar mı? Olur-olmaz şeyleri bahane ederek sırf o makamda durabilme kaygısıyla mü’minlerle uğraşır mı?”

Cenab-ı Hak bu konuda şöyle buyuruyor:

“ Andolsun,sizi biraz korku (biraz) açlık (biraz da) mallardan,canlardan ve mahsullerden yana eksiltme ile imtihan edeceğiz.Sabredenlere (lutf-u keremimi) müjdele” (Bakara:155)

İşte Hendek savaşı sırasındaki ekonomik yokluğu,bu yokluğa rağmen cihadın devam edebilmesini,maddeyle değil,Allah’ın davasına olan bağlılığın samimiye tinde aramak lazım.

Bir Mucize

Hz. Peygamber (sav) hendeği kısımlara ayırmış, her kırk arşının kazılmasını,on askerine vermişti.

Selman-ı Farisi(ra) anlatıyor:

“ Hendekte bana ayrılan yeri kazmakla meşguldüm. Bir kaya ile karşılaştım ki,bir türlü kırmaya muvaffak olamadım. O sırada hendeği teftiş etmekte olan Resulullah (sav) aczimi fark ederek hendeğe indi ve elimden balyozu alarak kayaya öyle bir darbe vurdu ki,balyozun altından bir kıvılcımın parladığını gördüm.Sonra bir daha vurdu. Darbeden bir kıvılcım daha çıktı.Sonra üçüncü defa kayaya vurdu ve bir kıvılcım daha parladı. Kaya paramparça olmuştu. Bunun üzerine Hz. Peygamber(sav)e sordum: “Annem babam sana feda olsun Ya Resulullah,sen vurduğunda balyozun altında parlayan kıvulcumlar neydi? –Resulullah(sav)“Ya Selman sen onları gördün mü? “ diye sorunca “evet” dedim.

Hz.Peygamber(sav) sualime şu cevabı verdi: “ Birinci kıvılcımla,Allah bana Yemen’in,ikincisiyle Şam ve Batı’nın,üçüncüsüyle de Doğu’nun fethini müjdeledi.”

Arabistan bu üç kapıdan dünyaya açılıyordu. Yemen’in fethiyle Uzakdoğu’nun yolu açılmış olacaktı İslam mücahitlerine. Şam ve Batının fethi, o zamanlar dünyayı sömüren iki süper devletten,Bizans’ın düşmesi demekti ki, bununla 7.yüzyılın Batı emperyalizmi yıkılacaktı.

Tarih,bütün bunların tahakkuk ettiğini göstermiştir. Yemende fethedildi.Bizans ve İran’da…

Yahudiler İhanet Ediyor

Hendek savaşı başladığı zaman Kurayza Yahudileri dışında diğer Yahudi kabileleri Mekkelilerin yanında yer almışlardı.Hendek savaşı pasif bir şekilde devam ederken,bu savaşın hazırlayıcısı olan Yahudi Huvey b. Ahtab Beni Kurayza Yahudilerine gelerek onların İslam evleti ile olan anlaşmalarını bozmak istedi. Çünkü hendekten geçemeyen Ebu Süfyan Kurayza mahallesinden geçmek, istiyordu,bunun içinde Kurayzaların muvaffakatı gerekiyordu.

Gevezeliği ve dalkavukluğu ile Kurayza kalesine girmeyi başaran Huvey Yahudilerin İslam devleti ile olan anlaşmalarını yırttırdı. Bundan sonra Kurayza Yahudileri Hz.Peygamber(SAV)’le olan anlaşmalarını bozduklarını ilan ettiler.

Hz.Peygamber(sav) Yahudilerin bu ihanetini duyunca çok üzüldü. Aynı günün gecesi düşmanın saldıracağına dair haber alan Hz.Peygamber(sav) askerlerinden iki yüz kadarını Benu Kurayza hududuna göndererek,onlara sabaha kadar bulundukları yerde tekbir getirmelerini emretti.

TEKBİR…Müslüman insanının silahı…

Hiçbir kılıcın,hiçbir silahın,hiçbir fantomun,hiçbir mirage’ın durduramadığı, karşı koyamadığı kuvvet!. İlahi davanın sembolü, cihadın tek silahı, Tağutları durduran,dünya müstekbirlerine kan kusturan, Allah düşmanlarını kahreden Mü’min silahı!…

Resulullah(sav)’in emri mucibince,görevlendirilen sahabileri sabaha kadar tekbir getirdiler.Barutu olmayan,füzeler taşımayan bu silah öylesine güçlü idi ki, Huyey b. Ahtab ve yanındaki kafir askerleri korkularından saldıramadılar.Tiril tiril titrediler tekbir sesleri karşısında. Çünkü tekbir Allah’ı terennüm ediyordu.

Çünkü tekbir “en büyük Allah’tır” diyordu. Çünkü tekbir,Allah’ın yanında hiçbir güç ve kuvvet tanımıyordu. Tekbir,ilahi kanunların hakimiyetini müjdeliyordu. Tekbir tağutlara boyun eğmemeyi onlara secde etmemeyi,onlar için savaşmamayı emrediyordu. Her şey en büyük olan Allah içindir diyordu.

Harb bir Hiledir

Savaş böyle kritik bir duruma girdiği sırada, Gatafan kabilesinden Nuaym b.Mesud Hz. Peygamber(sav)e gelerek Müslüman olduğunu söyledi. Ve bu savaş sırasında ne yapması gerektiğini söyledi. Hz.Peygamber(sav) Müslüman oluşundan kimsenin haberi olmayan Nuaym’ı bir kenara çekerek,çok gizli olarak Müslüman olduğunu hiç kimseye söylememesini tenbih ettikten sonra,ona şu emri verdi:

“ Hemen Kurayza Yahudilerinin yanına git ve onlara şöyle söyle:” Ey Kurayza lılar,sizler beni tanır güvenirsiniz.Siz Kureyş ve Gatafan’la ittifak kurdunuz. Fakat sizin durumunuzla onların ki aynı değil.Burası sizin memleketiniz,burada mallarınız,evleriniz,çoluk çocuğunuz var. Kureyş ve Gatafan öyle değil,onlar sadece Muhammed’le savaşmaya geldiler.Burada hiçbir şeyleri yok.Şayet yenilecek olurlarsa sizleri Muhammed’le baş başa bırakıp çekip gidecekler. Muhammed’le yalnız başınıza kaldınız mı,Onunla baş edemezsiniz.Bu bakım dan kendinizi garantiye almanızı tavsiye ederim. Onların ileri gelen eşrafından rehineler isteyin. Bu rehineler sizin yanınızda sizin için bir garanti olurlar.”

Hz.Peygamber(sav) devamla şöyle dedi: “ Yahudilere böyle dedikten sonra hemen Kureyş’in komutanı olan Ebu Süfyan’a gider ona da şöyle dersin: “ Ya Ebu Süfyan,size ne kadar bağlı olduğumu bilirsiniz,Muhammed’den de ne kadar nefret ettiğimi, kulağıma bir haber geldi ki,onu sizlere söylemek istiyorum. Size söyleyeceğim bu nasihatı iyi dinleyin ve beni duymamış olun. Bilmiş olunuz ki Yahudiler Muhammed’e şöyle haber salmışlar: “ Ey Muhammed biz yaptıkları mızdan pişmanız şayet kabul edersen biz sana Kureyş ve Gatafan’ın ileri gelen eşrafından adamlar getirelim,bunların kafasını vurun,sonra da beraberce onlarla savaşalım”. Muhammed’de Yahudilerin bu teklifini kabul etmiş.Onun için Yahudiler adam gönderip sizden adam isterlerse,sakın bir tek kişiyi dahi onlara teslim etmeyin.” Hz.Peygamber (sav) devamla şöyle söyledi: “Ondan sonra da kendi kabilen olan Gatafan’a git ve aynı şöyleri onlara da söyle. Çünkü savaş bir hiledir.

Nu’aym b.Mesud,Hz.Peygamber(sav)in sözlerini harfiyen yerine getirerek Kureyş,Gatafan ve Yahudiler arasında bir anlaşmazlık çıkarmaya muvaffak oldu. Nitekim,bir müddet sonra Kurayza Yahudileri Kureyş ve Gatafan’a haber göndererek rehineler istediler. Onlar da rehine vermeyince anlaşmayı bozdular.Zaten bir aydır süren savaştan yorulmuş olan Kureyş ve Gatafan askerleri dönüp gittiler.

MESCİD-İ KUBA

Ziyaret ettiğimiz önemli mescitlerden birisi de Kuba Mescididir. Tevbe suresinin 108’inci ayetinde belirtilen “ takva üzerine kurulan mescid” diyerek de övülen Mescid’in bu mescid olduğunda birçok müfessir birleşmektedir. Onun için önemli bir mescid diyerek ifade ettim.

Hz. Peygamber (sav) Mekke’den Medine’ye Hicretleri sırasında, Medine’ye 5 km. mesafede bulunan Kuba’da 14 gün kalmıştı. Bu süre içerisinde Peygamberimiz orda bir mescid inşa etti ve namaz kıldı. Kur’an-ı Kerim’de takva üzere yapıldığı bildirilen ve İslam aleminde cemaatle namaz kılmak için yapılan ilk mescid budur.

Bu mescidin yapılışıyla ilgili olarak Şumus binti Numan şöyle diyor: “Resullullah Kuba ahalisine taş getirmelerini söylemiş ve toplanan taşlardan ilkini kendisi koymuştur.Bu taş mihrab olacak yere bırakılmıştı.Daha sonra Hz.Ebu Bekir,Hz.Ömer ve Hz.Osman (Allah onlardan razı olsun) da,o taşın yanına birer taş daha koydular.Ancak mescid Resulullah Medine’ye gittikten sonra bitmiştir.

Hz. Peygamber (sav) sağlığında her Cumartesi Kuba mescidini ziyaret eder ve namaz kılardı. Bizimde ziyaretimiz cumartesiye tevafuk ediyor. Akşam namazını Kuba mescidinde eda ediyoruz.

Hz.Ömer(Ra)de bu adeti devam ettirmek gayesiyle Pazartesi ve Cuma günleri ziyarette bulunurlarmış. Bir gün içeri de az bir cemaat bulunca kızmış ve ;

“ – Allah’a yemin ederim ki,bu mescid yapılırken Resulullah ve Ebu Bekir Sıddıkı iri taşlar taşırken gördüm.Bu esnada Cebrail de Resulullah’a Kabe’yi gös teriyordu.Bu mescid başka bir memlekette olsaydı,ahali akın akın gelip ziyaret ederdi!” demiş. Daha sonra Hz.Ömer eline bir süpürge almış,paçalarını sıvayarak içeriyi temizlemeğe başlamış. Elinden süpürgeyi almak isteyenlere de engel olmuş ve ;

“ – Siz O’na benim yaptığım hizmeti yapamazsınız! “

cevabıyla karşılık vermiş.

Said b. El-Esedi Kuba mescidi hakkında şunları söylemektedir:

“- Bir gün Kuba mescidine gittim.Enes b. Malik de orada idi. Mescide girip iki rekat namaz kıldıktan sonra çıkıp gölgeliğe oturdu. Sonra beni görerek şöyle dedi:

“ ; Ey Said ! Bu mescidin kıymeti öyle büyüktür ki,iki aylık mesafede dahi olsaydı gidip ziyaret edilmesi gerekirdi. Her kim bu mescide 4 rekat namaz kılmak niyetiyle evinden çıksa,Allah ona bir umre sevabı verir.”

Hz.Peygamber (SAV):

Kim evinde güzelce abdest aldıktan sonra,yalnız namaz kılmak için Kuba Mescidine giderse bir umre sevabı kazanır”buyurmuştur.

MESCİD-İ DIRAR

Kuba mescidinin karşısına adha sonraki yıllar içerisinde (9. Hici yılda) yaptırılan bir mescid daha vardı ki,bu mescid de Hz.Peygamber (sav) Efendimiz namaz kılmayarak bu mescidi yaktırmış ve yerle bir ettirmiştir. Halen mescidin kalıntıları iz olarak durmaktadır. Bu mescid İslam Tarihinde “ Dırar mescidi” olarak anılmaktadır.

Dini ve siyasi otoriteyi elinde bulunduran Hz.Peygamber(sav) her zaman olduğu gibi hicretin 9.cu yılında Tebük gazvesi için savaş hazırlıkları yaparken münafıklarda Müslümanların arasına nifak sokmaya çalışıyorlardı. Onların orduya katılmalarına engel olmak istiyorlardı. Bunu yaparlarken de çeşitli bahaneler uyduruyorlardı. Kur’an-ı Kerim münafıkların bu fesadını şöyle anlatıyor: “ Allah’ın Resulüne muhalif olarak(savaştan) geri kalanlar oturup kalmalarına sevi diler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi çirkin görerek,bu sıcakta (savaşa) çıkmayınız” dediler. De ki: “Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir” bir kavrayabilseler” (Tevbe:81)

Münafıklar bütün cabalarına rağmen cihada mani olamadılar ve Resulullah (sav) ordusuyla hareket etti. Bu metodlarıyla Müslümanlara manu olamayan münafıklar,Müslümanlar arasına tefrika sokmak,onları bölüp raçalamak ve çeşitli hiziblere ayırmak ve böylece Allah’ın kanunlarından ve Hz.Peygamber(sav)den uzaklaştırmak için Kuba mescidinin karşısına bir cami yaptırarak faaliyetlerini yürütmeye karar verdiler. Ne var ki Müslümanların oraya celbedilmesi ve caminin meşruiyetinin kabul ettirilmesi gerekiyordu. Bu nasıl olacak tı?. Tabiki, Hz.Peygamber (sav) in gelip bu camide namaz kılması ile bu camide meşruiyet kazanabilirdi.

Münafıklar Hz. Peygamber(sav) e gelerek “ Ya Resulullah,bizim özürlüleri miz, hastalarımız,yaşlılarımız Kuba mescidine gidemedikleri için, onların ibadet ihtiyaçlarını karşılamak gayesiyle bir cami yaptık,sizde gelip orada – bir defa olsun- namaz kılar,dua eder misiniz?” Hz.Peygamber(sav) o esnada cihad için yola çıktığını,dönüşte camilerine uğrayacağını söyledi.

Namaz kılan,oruc tutan,Hacc’a giden ve fesatlarını yaymak için Resulullah (sav) ile cihada dahi katılan münafıklar,her yerde nifaklarını yaymaya devam ediyorlardı. Hz.Peygamber(sav) Tebük seferini tamalayarak Medine’ye dönünce bu münafıklar tekrar kendisine gelerek mescidlerinde namaz kılmasını istediler. Allah hemen Cebrail vasıtasıyla Resulune şu ayeti indirdi:

“ Bir de (Müslümanlara) zarar vermek için,küfür için, mü’minlerin arasına ayrılık sokmak için ve daha evvel Allah ve Resulü ile savaşmış olanın gelmesini iştiyak ile beklemek ve gözetmek için bir (bina yapıp onu) mescid edinenler ve: “ (Bunanla) iyilikten başka bir şey kastetmedik” diye muhakkak yemin edecek olanlar vardır. Allah şahidlik eder ki,onlar şeksiz,şüphesiz yalancıdırlar (Habibim) onun içerisinde hiçbir vakit (namaza durma).Ta ki gününde temeli takva üzerine te’sis edilen mescid,senin içinde namaz kılman için elbet daha layıktır. Orada tertemiz olmalarını arzu etmekte olan rical vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.” (Tevbe:107,108)

Bunun üzerine Hz.Peygamber(sav) sahabesinden birkaç kişiyi çağırtarak onlara şu emri verdi:

“ Derhal Kuba’ya gidin ve o zalim münafıkların yaptırdığı camiyi yakın,yıkın.”

Resulullah(sav)in emri anında yerine getirilerek o cami yakılıp yıkıldı ve caminin yeri de,yine Peygamberin emri ile çöplük yapıldı.

Dırar mescidini yaptıranların gayesi,orada ibadet etmek,yani Allah’ın kanunlarını anlatmak değildi. Onların maksadı, cihadı engellemek,islam’ı kendi keyifleri gibi yorumlamak ve nihayet,Müslümanlar arasına nifak sokarak onları parçalamak için zemin hazırlamak ve islam’ı, Kur’an-ı, Peygamberi,kendi İslam düşmanı emellerine alet etmekti.

Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“ Hiç şüphesiz camiler,sadece Allah’a aittir. Öyleyse,Allah’la beraber başka hiçbir şeye( ve kimseye) kulluk etmeyin(dua etmeyin,tapmayın).”(cin: 18)

Mescid-i Gamame

Medine tren istasyonunun yakınında bulunan Mescid-i Gamame son restorasyonla modern bir görünüm kazanmıştır. Mescid-i Gamame ( yahut Bulut mescid-i) isminin verilmesinin nedeni,Hz.Peygamber (sav) efendimiz evinden çıktıktan sonra nereye giderse gitsin devamlı olarak bur bulut kendisinin üzerinde onunla birlikte hareket ederek Onun güneşten etkilenmesini önlermiş. Onun içindir ki,bu mescide “bulut” anlamına gelen GAMAME mescidi ismi verilmiş. Mescid-i Nebeviye olan uzaklığı da bugün ki mescidin sınırlarına göre takriben 500 metre kadardır.

Cuma MESCİDİ

Bu mescid Medine ile Kuba arasındaki bir vadidedir. Resulullah hicretten sonra ilk Cuma namazını burada kıldığı için Cuma Mescidi adını almıştır. Burası açık bir araziden ibaret iken daha sonra etrafı çevrilmiş ve bir bina inşasıyla cami haline getirilmiştir. Bu mescid,Kuba Mescidi’ne giden Kuba yolunun sol tarafında bulunmaktadır. Bugün çuma mescidi’nin etrafı tamamen binalarla doldurulunca Medine’nin bir mahallesi haline gelmiş. Şu anda orayı ziyaret ettiğinizde vadinin Medine’nin bir parçası haline geldiğini görürsünüz.

İLK BAŞÖRTÜSÜ SAVAŞI

Yahudiler İslam’ın ilk günlerinden itibaren düşmanlıklarını devam ettirmişlerdir. Yalnız bu düşmanlıklarını devamlı olarak elaltından sürdürmeyi yeğlemişlerdir. Devamlı olarak Müslümanların aleyhinde çalışmışlardır,onları yok etmenin planlarını yapmışlardır.

Bu Yahudilerin en azılıları Kaynuka Yahudileriydi. Bedir savaşı sonrası zaferi alaya alan sözler sarfetmişlerdir. “…efendim, karşılarında Kureyş tüccarlarını gördüler de savaştılar.Tüccar savaşmasını ne bilir?.. Bir de bizimle savaşsalar da ,kim savaşmasını biliyor görse!”.Gibi istihzalarda bulunuyorlardı.

Hz.Peygamber (sav) in onları toplayıp bu konuda ileri gitmemeleri ihtarını yaptı. Bunu bile hafife alan Kaynuka Yahudileri,fesatlarını daha da ileri götürerek,bir Müslüman kadının başörtüsünü açmaya çalıştılar.

Ne hikmetse gayr-ı müslümlerin ilk hedefi Müslüman kadınının örtüsü oluyor.Yahudi onu açmaya çalışıyor.Bunun tarihte örneklerini her zaman sayabiliriz.Yunan’ın İzmir’e çıktığında ilk işi Müslüman kadının yüzünü açmak oluyor,Maraş’a çıkan Fransızların ilk işi Müslüman kadının başörtüsüne saldırmak değil miydi? Erzurum’da Ruslarla birleşen ermeni çeteleri önce Müslüman kadınının örtüsünü açmaya yeltenmişlerdi.

Yahudi kuyumcuları Müslüman kadınının başını açmaya çalışırken, namusunu teslim etmek istemeyen kadın feryat etti. Kadının imdadına yetişen bir Müslüman bu hareketi yapan yahudiyi öldürdü. Gerçi kendisi de Yahudiler tarafından şehit edildi. Fakat o Müslüman kadınının namus ve şerefini kurtardı.

Hadiseyi duyan Hz.Peygamber(sav) derhal Kaynuka Yahudilerinin üzerine savaş açarak kalelerini kuşattı. Onbeş gün süren kuşatma sırasında, münafıkların yardımı da Yahudilere yarar sağlamayınca, Kaynuka Yahudileri teslim oldular. Savaş bilen Yahudiler,kendi tabirleri ile savaş bilmeyen Hz. Peygamber(sav)e teslim oldular.

Hz. Peygamber(sav) de bu ihanetlerinin sonucu olarak bir tek fertleri kalma mak üzere bütün Kaynuka Yahudilerini Medine’den sürdü.

Hicri 2.ci yılda yapılan bu savaş, Hz.Peygamber(sav)in resmen ilan ettiği ilk savaştı ve sebebi de,Müslüman kadınının başörtüsüne uzanan elin kırılması içindi.

Medine Tren İstasyonu

Medine tren istasyonunun resimlerini çekerken kanal-7’ de gösterilen ‘Hicaz demiryolu’ belgeselini hatırlıyorum. Tabiki yapımcısı Mustafa Aksay’ı da. Otelde sabah kahvaltısı sırasında Mustafa Aksay’la karşılaşıyoruz. Hal hatırdan sonra sohbetimiz Medine tren istasyonu üzerine yoğunlaşıyor. Mustafa Bey belgeseli çekerken yaşadığı sıkıntılardan bahsederken restorasyon çalışmaları hakkında da bilgiler veriyor.

Mescid-i Nebevi’nin 2 km. güneyinde bulunan Osmanlı’nın mirası olan Medine tren istasyonunun restorasyonu yapılıyor. Yapan ise mühendis Mahmut Kirazoğlu isminde bir Türk. Restorasyonda önemli mesafe alınmış. İstasyon binasından raylarına, gül suyu depolarından bahçesinin ağaçlandırılmasına ve mescidine kadar birçok işlem bitme noktasına gelmiş.

Ecyad kalesinin yıkımında ortalığı ayağa kaldıranların Suudilerin milyonlarca riyal yatırımla ayağa kaldırmaya çalıştıkları tren istasyonuna sahp çıkmayışlarını anlamak mümkün değil. İki yıl önce restorasyon çalışmalarında istasyon binası ve çevresi içinde,şelale ve oturma yerlerinin bulunacağı bir müze park ile eğlence mekanı da yapılacak.

Anadolu’nun hiçbir köşesinde demiryolu yok iken Peygamberimize hürmetinden dolayı Medine’ye kadar söz konusu yolu yaptıran Sultan Abdulhamid Han, trenin şehre girişinde Peygamberimiz(sav)i rahatsız etmemesi için rayların yanına keçe döşetmiş.

Mustafa bey ayrıca bu yıl içerisinde Londra da yapılacak olan önemli bir sempozyumunda haberini veriyor. Kendisininde ‘Hicaz demiryolu ‘ belgeseli hakkında tebliğ sunacağı sempozyumun konusu ‘ Hicaz yolları’.

Mescid-i Nebevi ve Medine-i Münevvere ziyaretimizi tamamladıktan sonra BEDİR üzerinden Cidde’ye dönüyoruz. Bedir’ de Vali Şerif Muberek’i ziyeret ediyoruz. İsmi gibi mubarek bir zat Bedir savaşının tarihi seyrini anlatıyor. Bedir şehitlerini ziyaret ederek fatiha okuyup dua ediyoruz. Bedir savaşının yapıldığı bölgede tarihi bilgilerimizi yenileme imkanını buluyoruz.

BASIN VE ŞAİRLER

Hz. Muhammed(sav) Bedir’de aldığı esirler arasında Ebu İzzet adında bir şair vardı. Fakir bir insan olan Ebu İzzet, Bedir savaşında fiilen savaşmaktan ziyade, savaşa teşvik ve İslam aleyhinde kamu oyu oluşturmakla görevliydi.

Savaş islamın zaferi ile sonuçlanınca esirler arasında bulanan Ebu İzzet, Resulullah (sav)’a yalvarmaya başladı: “Ben çoluk- çocuk sahibi fakir bir adamım, Allah rızası için beni serbest bırak”. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) “bir daha İslam aleyhine şiir söylememe “ yani bugünün deyimiyle “ İslam aleyhine yazı yazmama” şartıyla, Ebu İzzet’i serbest bıraktı.

Mekke’de Müslümanlara karşı yeni bir savaş hazırlığı başlayınca, bu işin tertipçileri, kamuoyu oluşturmasının ehemmiyetini bildiklerinden hemen şair Ebu İzzet’e gittiler. Umeyye’nin oğlu Ebu Safvan Ebu İzzet’e şöyle dedi: é Ya Ebu İzzet,sen şair-yani kamuoyu oluşturan,gazeteci- bir adamsın. Dilinle bize yardım et.!” Ebu İzzet şu cevabı verdi. “ Muhammed, beni onlar şiir söylememe şartıyla serbest bıraktı. Onun için benden vazgeç.!”

Ebu İzzet böyle söyledi ama, hür değildi ki, O tağuti Mekke devletinde yaşadığından, devletin buyruklarına karşı gelemezdi. Onun rejimini ayakta tutmak için nutuklar atmalıydı. Safvan şöyle dedi: “ Bizimle savaşa katıl, döndüğümüzde seni zengin yaparım. Öldürülürsen çocuklarına kendi çocuklarım gibi bakarım.”

Bu şekilde Ebu izzet’e baskı yapılarak,yani dili ve kalemi satın alınarak bir takım dünya menfaatleri için, Devlet rejimini müdafaa nutukları atmasını sağladılar. Ebu İzzet, İslam aleyhine şiirler söylüyor,kamu efkarını Müslümanlar aleyhine oluşturuyordu.

Ebu İzzet gibi,kamuoyunu İslam aleyhine oluşturan,insanları Hz. Muhammed (sav) le savaşa davet eden şairlerden (gazetecilerden) birisi de Musafir b. Abdime Naftı. Bir diğeri de ve azılısı Ka’b ibnu’l Eşref’di.,

Ka’b İbnu’l Eşref,Müslümanlara karşı olmakta o kadar ileri gitmişti ki, her yerde ve zamanda Müslümanların aleyhinde bulunuyordu. Onun bu durumundan sıkılan Resulullah (sav) dahi bu sıkıntısını açıkça belirtmek ihtiyacını duymuştu. Nihayet Ka’b sonunda Müslümanlara karşı tavır almasının cezasını hayatı ile ödemek zorunda kaldı.

Ka’b’ın ölümü üzerine kendisiyle görüşmelere gelen Yahudilere (Ka’b Yahudi asıllı bir şair ve gazeteci idi) şöyle dedi: “ O,(yani Ka’b İbnu’l Eşref) suçsuz değildir,bizi hicvetti. İslam ve Müslümanlar aleyhinde şiirler söyledi. Aranızda her kim aynı fiili işlerse,onunda kafası kesilecektir. Bunu böyle bilin ve bir daha İslam aleyhinde söylemeyin.”

İSLAM KARDEŞLİĞİ

Medine’yi her ziyaretim sırasında Hz.Peygamber(sav)in Medine Devletinin kuruluş çalışmalarını yürüttüğü yerleri ve düşmanlarıyla yapmış olduğu savaş bölgelerini ziyaret ederken aynı zamanda da Türkiye’den Medine’ye hicret eden muhterem zevatı ziyaret etmeye çalışıyordum.

Her ziyaretim de muhakkak ziyaretine gittiğim muhteremlerden birisi Erzurumlu Hattat Mustafa Efendiydi. Kendisi yıllar önce Medine’ye hicret etmiş.İlk olarak 1982 yılında kendisiyle tanıştık. Bu ziyaretlerimizden birisinde yaptığı sohbette “İslam kardeşliği”nden bahsediyordu. İslam kardeşliğinin öneminden bahsederken Peygamber(sav)’imizden bir hadisi şerif nakletmişlerdi Her hadis gibi önemine binaen burada tekrarlamak istiyorum.

“ Hesabın görüldüğü günde,hesabı görülen bir Müslüman cennete gideceği kendisine söylenince,sevinir ama,birden hayatta iken daima beraber oldukları, içtikleri su ayrı gitmeyen çok sevdiği arkadaşının kendisiyle birlikte cennete

gelemeyeceğini öğrenince, o zaman bu Müslüman kişi itiraz eder, * ben hayatta iken daima bu arkadaşımla birlikte idim, ahirette de kendisiyle birlikte olmak isterim.Eğer cennete gelemeyecekse bende onun gittiği yere gitmek istiyorum*der. Müslümanın bu arkadaşlık anlayışı karşısında lutfu ve keremi bol olan Rabbimiz emir buyurur:onu arkadaşıyla birlikte cennete gönderin. İşte gerçek arkadaşlık budur, kendisi için istediğini arkadaşı içinde isteyebilmektir. İslam kardeşliği ve arkadaşlığı budur.”

HAC TEMİZLİKTİR

Rahmetli Hattat Mustafa Efendi’den sonra anmak istediğimi bir diğer zat ise,Türkiye’de herkesin çok yakinen tanıdığı Rahmetli Ali Ulvi Kurucu Bey. Ali Ulvi beyden bahsetmeden önce onunla tanışmamanıza yardımcı olan İsmail kardeşi anmak istiyorum. İlk defa umre için kutsal topraklara gittiğimde kendisiyle Medine ‘de işletmekte olduğu çay ocağında tanışmıştık. O günden sonra ne zaman Medine’ye gitsem muhakkak görüşmeden Türkiye’ye dönmemişimdir. Kendisini aramaya gerek yoktur, muhakkak bir yerlerde karşınıza çıkar ve daha dün yanından ayrılmışsınız gibi kaldığı yerden konuşmaya başlar. 2003 Haccında da Medine’ye gittiğimin sabahı Mescit dönüşünde kendisine otelin lobisinde rastladım. Takriben 10 yıldır görüşmemiştik.Ama o yine dün ayrılmışız gibi candan sohbetine ve hal hatır sormasına başladı ve beni o anda orada bulunan dostlarına tanıtmayı da ihmal etmedi.

Rahmetli Ali Ulvi Kurucu Beyle bizleri tanıştığı yıl İsmail kardeş Medine’de “Şehrazat” isimli bir pastahane açmıştı. Kaldığımız otele her sabah taze bohçalar getirirdi. Bir gün kendisine Ali Ulvi Bey’le nasıl görüşeceğimizi sorduğumuzda,”siz merak etmeyin,ben kendisiyle görüşür,sizleri bir araya getiririm “ diyerek yanımızdan ayrıldı. Ertesi gün geldiğinde hazır olun bu akşam “Ali Ulvi Bey’i ziyarete gideceğiz” dedi.

Akşam belirlenen saatte İsmail kardeşin pastahesine gittik.Oradan da Ali Ulvi Beyi ziyarete. Tanışma faslından sonra Ali Beyle edebiyat,şiir ve tarih üzerine çok güzel ve lezzetli,tasavvufi ağırlı bir sohbete başladık. Tabi ki bu güzel sohbetinin ahengini bozmadan İsmail kardeşte kendi el becirisi içerisinde bizlere çay ve meyva ikramında bulunuyordu,büyük bir dikkat ve titizlik içerisinde.

Hacc farizasını ifa için bu ülkeye geldiğimiz içinde kuşkusuz sohbetin can alıcı bölümünü “Hac” oluşturuyordu. Ali Ulvi Bey Hac’dan bahsederken,haccın tarifini şöyle yaptılar: her şeyin bir temizlik maddesi vardır. Çamaşırları,yemek kaplarını deterjanla,sabunla temizleriz. Onun gibi insan ömrünün de temizliğe temizliğe ihtiyacı vardır. İnsan ömrünün,temizliği de “Hac”dır. Hacca gelen Müslümanlar ömürlerini kötülüklerden,günahlardan temizlerler.”

Rahmetli Ali Ulvi Bey’le sohbetimiz sırasında zamanın nasıl akıp gittiğini fark edemedik. Öyle güzel bir uslubu ve belagatı vardı ki, insan zaman zaman şiir mi okuyor diye düşünebiliyor.Çünkü Ali Bey konuşmasını bir şiir okuma ahengi içerisinde sürdürüyordu. Burada Hattat Mustafa efendiyi ve Ali Ulvi Kurucu beyi rahmetle anmak istiyorum.

BEDİR

Medine’deki ziyaret ve ibadet programımızı tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönmek üzere Cidde’ye hareket ediyoruz. Dönüş yolumuzu eski hicret yolundan gerçekleştirerek aynı zamanda BEDİR’i ziyaret ediyoruz. Bedir’in İslam tarihin deki yeri hepimiz için malumdur. Geçmiş yıllarda Mekke- Medine arasındaki yeni yol yapılmadan hacıların hemen hepsi Bedir’e uğrarlarmış.Bizde 1982 yılın daki Umre yolculuğumuz sırasında bir gece yarısı Bedir’e uğramıştık.Tabiki o güne göre Bedir’de oldukça değişikler olmuş,öncelikle Bedir il konumuna getirilmiş.Şehir olmanın gerekleri yerine getirilmiş böylece.

Bedir’e öğlen namazından önce vasıl oluyoruz. Doğruca Vilayet binasına gidiyoruz. Bizi Valiliğin önünde karşılıyorlar. Vali Bey bizi kapıda karşılıyor, hoş geldiniz dedikten sonra konutuna çay içmeye davet ediyor. Vali Beyin konutunda biraz istirahat ve hoş beşten sonra okunan öğle ezanının ardından konutun karşısında bulunan mahalle mescidine giderek,Bedir halkıyla birlikte öğle namazını eda ediyoruz. Tabi ki Vali Bey’de bizlerle birlikte,halk için ne kadar önemli değil mi?. Şehirlerinin yöneticisi ile birlikte aynı safta namaz kılmak…

Namaz sonrasında Vali Şerif Mübarek’le konutunda güzel bir sohbete başlıyoruz. Vali Bey gerçekten ismi gibi Mübarek ve bilge bir kişi. İslam tarihinin önemli Gazve’lerinden birisinin gerçekleştirildiği BEDİR Beldesine de ancak böyle Mübarek bir yönetici Şehreminilik yapabilir. Takriben bir saat süren sohbetimiz sırasında bizlere Bedir gazvesini o güzel üslubu ile anlatmakla kalmadı aynı zamanda da yaşattı.

Bedir’i gezerken Vali Mübarek’in anlattıkları çerçevesinde Bedir Gazveyi bir anlamda yeniden yaşıyoruz. Peygamber(sav)imizin Medine’den Bedir’e geliş yönü, savaş alanında Müslümanların yer alışları, Gazve sonrasında Peygamber (sav) Efendimizin şehitleri isimler ile tek tek andığını ve Onlarında kendisini duymalarını..Cebeli melek(Melekler tepesinden)den gelen meleklerin Müslüman ların saffında yer alışlarını, müşrikleri nasıl bir hezimete uğrattıklarını, bu duru mu gören bir sahabenin nasıl aklını yitirdiğini, havada uçan keller karşısında Müslümanların yaşadığı şaşkınlığını tekrar yaşıyoruz.

Bedir gazvesinde 7si muhacirinden, 8’iensardan olmak üzere 15 şehit verilmiştir.Yalnız şehitlerden Ubeyd bin Haris bin Muttalib savaş alanında yaralanınca bir başka mekana götürülüyor ve orada vefat ediyor.Onun içindir ki, Bedir şehitliğinde 14 şehidin kabri bulunmaktadır. Bunun içinde Bedir şehitleri nin sayısı kitaplarda hep 14 olarak zikredilir.

Muhacirinden şehit olanlar:

1. Ubeyde bin Haris (ra)

2. Umeyr bin Ebi Vakkas (ra)

3. Züşşimaleyn bin Abdi Amr (ra)

4. Akil bin Bükeyr (ra)

5. Hz. Ömer’in azatlı kölesi Mihca (ra)

6. Safvan bin Beyza (ra)

Ensar’dan şehit olanlar ise

1. Sa’d bin Hayseme (ra)

2. Mübeşşir bin Abdülmünzir (ra)

3. Yezid bin Haris (ra)

4. Umeyr bir Hümam (ra)

5. Rafi bin Mualla (ra)

6. Harise bin Süreka (ra)

7. Avf bin Haris (ra)

8. Muavviz bin Haris (ra)

Bedir gazvesinde öldürülen müşriklerin sayısı bir rivayete göre 70, bir rivayete göre de 70’den fazladır. Hz.Peygamber (sav),Bedir’de şehit düşenlerin cenaze namazını kıldı…

Bedir şehrinin tanziminde Bedir gazvesinin olduğu alan gerçekleştiği alan olduğu gibi muhafaza edilmeye çalışılmış.Sadece belirli yerlere Bedir Gazvesini hatırlatan levhalar ve bilgiler yerleştirilmiş. Bedir savaşının yapıldığı alana dikilen ANIT üzerine 14 şehidin adı yazılmış.Ayrıca Bedir mezarlığında medfun bulunan Bedir şehitlerinin tamamı bir duvar ile çevrilerek özel koruma altına alınmış. Hz.Peygamber(sav) Efendimizin Bedir savaşını yönetmek üzere Hurma dallarından yapılan gölgeliğinin bulunduğu yere ise bugün bir mescid yapılmış. Mescid-i Ariş (otağı veya gölgelik mescidi) ismi verilen mescidin çinileri Türkiye’den İznik’ten getirilmiş. Mescidin mimarisinde Türk izlerine rastlanıyor. Orada bulunan görevlilere sorduğumuzda mescidin inşasının Türkler tarafından gerçekleştirildiğini söylediler. Bedir şehrinde Bedir Gazvesinin izlerine hemen her alanda rastlamak mümkün iken,sadece tek bir bölge korunamamış,Orası da meşhur “Bedir kuyuları”. Hangi nedenle olduğu bilinmiyor,ama Bedir kuyuları doldurulmuş ve bu yüzden de kaybolmuş.Onun içinde orada görüştüğümüz kimseler bize bir türlü Bedir kuyularının yerini gösteremediler.Sadece çeşitli tahminlerde bulundular..Bilindiği gibi Hz.Peygamber(sav) Efendimiz Bedir’e üç defa gelmiştir.Gazve üçüncü gelişin de gerçekleşir. Hz.Peygamber(sav) efendimiz gazve sonrasında da Bedir’e şehitleri ziyaret için çeşitli defalar gelir. Bu ziyaretleri sırasında önce Ubeyd bin Haris’in kabrinin bulunduğu mahalli ziyaret eder,ondan sonra da Bedir Şehitlerini ziyaret edermiş..

BEDİR GAZVESİNİN BİR DEĞERLENDİRMESİ

Hz. Peygamber (sav) Medine’ye hicret edip,İslam Devletini kurduktan sonra,devamlı olarak Mekke Devletinin ticaret kervanlarını izliyor,onları vurmak istiyordu. Onun gayesi, kendi devletiyle savaş halinde olan Mekke Devletini iktisaden zayıflatmak ve alacağı ganimetlerle, İslam Devleti’ni güçlendirmekti.

İlk seriye ve gazvelerinin hedefi buydu. Burada müsteşriklerin ve onların paralelinde yazan tarihçilerin polemik konusu yapmak istedikleri bir hususa Prof. Dr. İhsan Süreye Sırma’nın getirmiş olduğu bir yorumu nakletmek istiyorum:

Diyorlar ki, “ Bir peygamber soygunculuk yapar mı? Onun Mekke ticaret kervanlarına saldırması,yahut bu kervanları vurmak için askeri birlikler (seriyyeler) göndermesi eşkiyalık değil mi?

Bedir gazvesinin de sebebi,Mekke devletine ait bir ticaret kervanının, Hz.Muhammed (sav) tarafından vurulmak istenmesi olduğundan,bu tarihi hadisenin yorumunu bakınız İhsan Süreye Hoca nasıl yapıyor:

“ Hz. Peygamber (sav) İslam’ı tebliğ etmeye başlar başlamaz,Mekke Devletinin sert tepkisiyle karşılaşmış,bu yolda kendisine hakeret ve işkencenin her türlüsü yapılmıştır. Mekkeliler bununla da yetinmeyerek, Müslümanlara ambargo uygulamış ve onları hicret etmeye zorlamışlardır.

Vatanlarını terke mecbur edilen bu Müslümanlar,gizli hicret ettiklerinden, bütün mallarını Mekke’de bırakmışlar ve hicret ettikten sonra Mekke Devleti onların mallarına el koymuştu. Şam (bugünkü Suriye,Filistin,Lübnan) ve diğer ülkelere gönderdikleri ticaret kervanlarının çoğunda, gasbedilmiş Müslüman sermayesi mevcuttu. Üstelik bu ticaretin geliriyle,Müslümanlara karşı kullanıl mak üzere silah alınıyordu. O halde,Hz.Muhammed(sav) ‘in Mekke Devletine ait ticaret kervanlarını vurması, iki yönden haklıdır:

1. İslam Devleti, Mekke Devleti’yle savaş halindedir.

2. Mekke Devletinin ticaret sermayelerinde, gasbedilmiş Müslüman malı vardır; ve bunun alınması lazımdır.

İşte Hz.Peygamber (sav)’in Mekke ticaret kervanlarına karşı başlattığı seriye ve gazvelerin sebebi budur. O bu gayenin tahakkuku için, Mekke- Şam yolunun belli kesimlerinde görevlendirdiği habercileri vasıtasıyla Mekke Devletinin ticaret kervanlarını kolluyor; haberini alınca da,kervanı vurmak üzere, ya bir askeri birlik gönderiyor, veya bizzat kendisi ordusunun başında cihada gidiyordu.

BEDİR GAZVESİ

Hicri 2. senenin Ramazan ayında, Hz.Peygamber (sav) Ebu süfyan başkan lığın da bir Mekke ticaret kervanının Şam bölgesine geçib,yakında dönmek üzere olduğunu haber alınca, yanına 300 kadar sahabisini alarak,Mekke- Şam yoluna doğru hareket etti.

Büyük bir kazançla Mekke’ye dönmekte olan Ebu Süfyan, Hz. Peygamber (sav) ‘in Mekke kervanını vurmak üzere Medine’den çıktığını haber alınca, kervanı kurtarmak için, acilen Mekke Devletinden yardım istedi. Bu haber

Üzerine,Mekke Devleti hemen harekete geçerek,kervanı kurtarmak üzere 1000 kişilik bir ordu gönderdi.Mekke ordusu,Müslümanlarla karşılaşmak için yol alırken, Ebu Süfyan’ın ikinci habercisi gelerek,kervanın kurtulduğunu, dolayısıyla savaşa gerek kalmadığın bildirdi, Fakat Mekke ordusu,kervanlarının kurtulmasına rağmen savaşmaya karar vermiş,Mekke-Şam yolu üzerinde Bedir’e kadar gelmişti.

Bu sırada, Mekke ordusuna su götürmekle görevli iki asker Müslümanlar tarafından yakalanmış Hz.Peygamber (sav)’e götürülmüştü.

Müslüman askerleri yakaladıkları bu kimselere, kim olduklarını sordu. Onlarda Mekke ordusunun sucuları olduklarını söylediler. Ordu değil,ticaret kervanı bekleyen Müslümanlar, bu yakalananların yalan söylediklerini zannederek, onları dövmeye başladılar. Çünkü Müslümanlar , Ebu Süfyan’ın kervanını bekliyor, yakalanan bu Mekkeliler de, Ebu süfyan’ın yerini gizlemek için yalan söylediklerini zannediyorlardı. O sırada Hz. Peygamber (sav) namaz kılıyordu. Namazı bitirip, selam verdiğinde, Müslüman askerlerine şöyle dedi: “Adamlar doğru söyleyince sonları dövüyor, yalan söyleyince de vazgeçiyor sunuz. Bırakın rahat konuşsunlar!” Hz. Muhammed(sav) tekrar onlara kim olduklarını sordu. Onlar da, Mekke ordusunun sucuları olduklarını söylediler.

Resulullah (sav) Mekke ordusunun sayısını sorunca onlar, kesin bir rakam bilmediklerini, ancak sayılarının çok olduğunu söylediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) onlara şöyle sordu:

“ Günde kaç deve kesiyorlar?” Mekkeli askerler şu cevabı verdi:

“ Bazı günler dokuz, bazı günler de on deve kesiyorlar.” Resulullah(sav) şöyle buyurdu:

“ O halde sayıları 900 ile 1000 arasındadır.” Nitekim Mekke ordusunun asker sayısı 1000 kadardı.

Durum açıklığa kavuşmuştu.Ebu Süfyan’ın kervanı kaçmış,bunun yerine Mekke ordusu gelmişti. Oysa ki, Hz. Peygamber (sav) bir orduyla savaşmaya değil, bir ticaret kervanı vurmaya çıkmıştı. Böyle olduğu için de,yanına 300 kadar asker almakla iktifa etmişti. Halbuki şimdi, kendi askerlerini üç misli kalabalık olan mücehhez bir ordu vardı karşıda. Müslümanlar, böyle bir durumla karşılaşacaklarını bilmediklerinden, yanlarına gelişi güzel silahları almışlardı.

Hz.Peygamber (sav) iki durumla karşı karşıyaydı. Ya Mekkelilerle savaşma mak için askerini toplayıp Medine’ye dönecek – ki bu durumda Mekkeliler de,

Bedir’deki şarap festivaline katılıp Mekke’ye geri dönecekler-; veya Mekkeliler le savaşacaktır. Yani Resulullah (sav) savaşıp savaşmamakta tamamen hürdü. Başka bir deyişle,savaşın olup olmaması Hz.Peygamber (sav)’e bağıydı. O isterse, ortaya çıkan bu beklenmedik durum üzerine, hemen askerlerini toplar ve onlara Medine’ye dönüş emrini verebilirdi. Fakat böyle yapmadı. Bunun açık manası şudur ki, Resulullah(sav) Mekke ordusuyla savaşmak istiyor. Ne var ki o,böyle bir kararı tek başına almak istemediğinden, sahabesini topluyor ve onlarla istişare ediyor.Bunun manası da şudur: Hz.Peygamber (sav)savaşmak istiyor amma sahabesinin de bu konudaki görüşlerini almak istiyor. Sahabe savaşmak itemezse, belki Resulullah (sav) yeni bir durum değerlendirmesi yapacak.

Hz. Peygamber (sav) savaşma niyetini önce Muhacirun’a açarak onların görüşünü sordu. Muhacirun’dan Hz. Ebu Bekir,Hz. Ömer ve Mikdad şu şekilde cevap verdiler.“ Ya Resulullah,sen Allah’ın gösterdiği gibi, istediğin Şekilde hareket et! Biz seninleyiz. Vallahi biz,İsrail oğullarının Hz. Musa’ya “…Artık sen Rabbın’la beraber git! Bu suretle ikiniz savaşın. Biz burada oturacağız”

dedikleri gibi demeyeceğiz. Seni hakk Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederiz ki, bizi Berku’l- Ğımad’a dahi götürsen, arkandan ayrılmayaca ğız!” Muhacirunun bu cevabından çok duygulanan Resulullah Efendimiz (sav) onlara hayır duasında bulunduktan sonra Ensar’ın görüşünü sordu. Ensar adına konuşan Sa’d b. Mu’az da şöyle cevap verdi:

“ Ya Resulullah, biz sana inanarak, seni tasdik ettik. Getirdiğin mesajın da hakk olduğuna şehadet ettik. Bu konuda sana kesin itaat edeceğimize dair de söz verdik. Onun için istediğin şekilde hareket et,biz seninleyiz! Seni hakk peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki,bize şu denizi(kızıldenizi) hedef göstersen, hepimiz onu yürür ve bizden tek kişi geri kalmaz!” Hz. Peygam ber (sav) Ensar’ın görüşüne de memnun olarak, onlara hayır duasında bulundu.

Böylece savaşa karar verilerek, Bedir savaşı yapıldı ve Allah Müslümanlara büyük bir zafer kazandırdı.

Bedir savaşı, Müslümanların mecburen katıldıkları kaçınılmaz bir savunma savaşı değil, bilakis başta Resulullah Efendimiz (sav) olmak üzere orada bulunan bütün müslyamanların seve seve katıldıkları ve Allah’ın yardımıyla zafer elde ettikleri bir savaştır.

Bazı kimseleri memnun etmek içi tarihi gerçekleri tahrif etmeye hakkımız yoktur. “ İslam müdafaa dinidir,kılıç dini,savaş dini değildir” gibi sözler,ne İslam’a bir yarar sağlar, ne de İslam karşısında olanı İslam’a çeker! Böyle görüşler İslam’ın ruhuna da aykırıdır. Allah şöyle buyuruyor:

Müminlerden özür sahibi olmaksızın (evlerinde) oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanları, derece itibariyle, oturanlardan çok üstün kıldı. ‘Gerçi) Allah hepsine de cenneti va’d etmiştir. (Fakat) Allah, savaşanlara oturanların üstünde daha büyük bir ecir vermiştir.” (nisa. s.95)Onun için yukarıdaki gibi görüşler,hakikatleri saptırmaktan öte,hiçbir yere varamazlar. Tarihi gerçekler ne ise onu kabul etmemiz lazım.

Hz. Peygamber (sav) müdafaa yaparak Mekke’yi fethetmediği gibi; İran’ı fetheden Sa’d b. Ebi Vakkas ve İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmed’de müdafaa savaşı ile yapmadılar fetihlerini…

Şayet Allah yolunda cihad gayr-ı insani olsaydı, insanı yaratan Allah ve merhamet numunesi olan onun peygamberi Hz. Muhammed (sav) cihadı emretmezdi!..

DÖNÜŞ YOLU

Bedir’de İslam tarihinin önemli bir dönemini,önemli bir gazvesini yaşadığımız kısa zaman parçasından sonra ikinci namazı sonrasında Bedir’den ayrılıyoruz. Akşam namazı vaktinde Cidde’ye vasıl oluyoruz. Doğru kaldığmız Selam Holidey İnn oteline gidiyoruz. Yeniden otel hayatımız başlıyor. Neyse ki,bu sefer kısa sürecek, Hac ve ziyaret tavaflarımızı tamamladıktan sonra,Çidde’de kalan zamanımızı çarşı tavafı(!) ile geçirmeye çalışıyoruz. Türkiye’ye dönüşümüz bir hayli hüzünlü oluyor. Hac münasebetiyle bir araya geldiğimiz İslam dünyasının her köşesinden meslektaşlarımızla vedalaşıyoruz. Özellikle Suudili meslektaşımız Azerbaycanlı Erçin’in tanıtımı ile Pavarotti’ye benzeyen Ebu Mustafa veda anında öyle bir sarılıyor ki, bir müddet ayrılamıyoruz. Kendisiyle kısa süreli sohbetlerimiz olsa da çok iyi dostluk kurduğumuz kardeşimiz tekrar görüşme ümidiyle diyerek Türkiye’ye ve Erbakan Hoca’ya selamlarını söylememi istiyor. Arabam hareket ettiği halde uzun müddet el sallamayı da ihmal etmiyor.tabi ki diğer Türk dostlarım Nevzat, Kemal ,Yaşar ve Hüseyin’i de hatırlatmalıyım..

Cidde hava limanında işlemlerimi kısa sürede tamamladıktan sonra,uçağımın kalkış saatine kadar geçen zaman içerisinde Cidde Hac terminalindeki hacı trafiğini yakından izlemeye başlıyorum. Hacıların bir kısmı geliyor,bir kısmı uçağa gidiyor. Gece sabaha kadar yoğun insan trafiği devam ederken,görevliler de işlerini aksatmadan hizmet vermenin telaşını yaşıyorlar.

Hacda bir kere daha İslam milletinin tek bir millet olduğunun en güzel örneklerini müşaade ediyoruz. Dünyanın dört bir köşesinden gelen meslektaşlarımızla İslam milletinin fertleri olarak kucaklaşma mutluluğunu yakalıyoruz. Kısa süre içerisinde çok güzel dostluklar oluşturuyoruz. Ülkelerimiz hakkında bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Sevinç ve üzüntülerimizi birlikte paylaşıyoruz. ABD’nin tek kutuplu dünya hakimiyeti arzusunu, İsrail’in önlenemeyen Arzu Mev’ud idealini, ABD’nin Irak’ a gerçekleştirilmek istediği saldırı ve işgal arzularını birlikte konuşuyoruz. Velhasıl sabır ve çileyi de birlikte yaşıyoruz. Dini anlamadan dünyayı anlamanın mümkün olmadığını, aynı zamanda Ortadoğu’daki gelişmeleri Kur’an ve Tevrad’ı anlamadan değerlendirme yapmanın ve anlamanın doğru bir değerlendirme ve anlama olamayacağını bu seyahatim sırasında çok iyi anlıyorum. Allah’ım tekrar Hac ibadeti için bu mübarek beldeye gitmeyi nasib eder İnşallah….

Yorum Alanı

Yorum to “HAC UMRE VE ÖTEKİ SUUDİ ARABİSTAN İZLENİMLERİ 1”

  1. inşallah, ahcümlemize, amin..

    Posted by Udeh | 12 Kasım 2012, 19:08

Bu haberi yorumlayabilirsiniz