Filistin eski Büyükelçisi Fuat Yasin

Filistin eski Büyükelçisi Fuat Yasin Milli Gazete  Ankara Temsilcisi Ferhat Koç ve muhabir Ali Cura
 
 
Filistin eski Büyükelçisi Fuat Yasin:
 
 
“Türkiye’den çok büyük ders aldım!”
 
 Başkent Ankara’da görev yapan en eski büyükelçilerden Filistin Büyükelçisi Fuat Yasin Ocak ayı içerisinde emekliye ayrıldı. 12 yıldan fazla süredir Ankara’nın diplomasi hayatında görevini sürdüren Yasin, Türkiye’ye gelip Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a güven mektubunu sunduğunda takvimler 2 Mart 1992 tarihini gösteriyordu. Yasin, son 8 yıldır da bütün büyükelçileri temsil eden bir sıfatı, yani ‘Duayen Büyükelçi’ sıfatını taşıyor. Bu süre içerisinde Türkiye’de 3 Cumhurbaşkanı, 8 Başbakan ve 18 Dışişleri Bakanı değişmiş. 
 
Yasin, hayatının kalan kısmını artık Türkiye’de ailesi ile birlikte geçirecek. Eskiden gazeteci olan Yasin’in hedefinde kitap yazmak da yatıyor. Çünkü kendi deyimiyle Türkiye Filistin ilişkilerine dair elinde pek çok bilgi, belge ve başından geçen hatıralar var. Zaten bugüne kadar Türkiye’de bulunduğu süre içerisinde 5 bin toplantıya katıldığını söyleyen Yasin, Türkiye’de gerek siyasi hayattan gerekse sosyal hayattan çok şey öğrendiğini ve bütün bu öğrendiklerini Filistin’in geleceğinde kullanmayı düşündüğünü belirtiyor. 
 
 
Gazetemizin Ankara Temsilcisi Ferhat Koç ve muhabirimiz Ali Cura’nın Filistin eski Büyükelçisi Fuat Yasin ile olan söyleşisi ilginç açıklamalarla dolu:
 
 
 
***Diplomatik hayatınızın büyük bir kısmı Türkiye’de geçti. 13 yıllık Türkiye’deki diplomatik hayatınızı baz alarak Türkiye’nin iç politikası ve bölgedeki gelişmeler ile ilgili olarak bir değerlendirme yapabilir misiniz?
 
 
12 yıldan daha fazla Türkiye’de yaşadım. Elçi olmadan önce de geldiğim dönemler oldu. Bu dönem içerisinde hakikaten gerek Türkiye’nin iç siyasetinde gerekse kendi komşuları ile ilişkilerinde, benim temsil ettiğim ülkenin bütün bölge ile ilişkilerinde çok önemli gelişmeler oldu. Bu sebeplerden dolayı Türkiye’de hiçbir zaman yorulmadım. Bütün bu gelişmeleri aktif olarak Türk gibi faal bir diplomat olarak takip ettim. Bu süre içerisinde Türkiye’de fevkalade faydalı verimli ve faal bir dönem geçirdiğini söyleyebilirim.
 
Tabii özellikle Türkiye’nin diplomasi geleneğinde gerek buraya gelen elçiler gerekse Türkiye’nin dışarı gönderdiği elçiler en fazla 4 ya da 5 yıl kalırlar. Bu bir gelenek haline gelmiştir. Çünkü, kronikleşmiş diplomatik geleneğine göre 4 yıl içinde bir büyükelçi o ülke ile ilgili her şeyi öğrenebiliyor. Yani sorması gereken bütün soruları soruyor ve gereken bütün cevapları alıyor. Ama şunu açıklıkla söyleyebilirim ki şu son yıla kadar bile çok daha yeni sorular sordum ve çok daha yeni cevaplar aldım. Ben Türkiye’ye doyamadım. Benim açımdan böyle bir geleneğin bir önemi olmadı. 
 
Dört yıllık bir elçilik döneminde bir elçi bilmesi gereken her şeyi duyması gereken her şeyi öğrenebilir. Ancak Türkiye ve Filistin konusundaki hala gündemde cevabı alınmaya sorular var. Bu sorular hala gündemde.
 
Türkiye konum itibariyle dünya üzerinde çok önemli bir yere sahip. Stratejik anlamda düşündüğümüz zamanda Türkiye iki kıta arasında arasındaki kilit konumundadır. Özellikle 2. Dünya savaşından sonra Asya-Avrupa, Ortadoğu -Kafkasya arası Türkiye tamamen köprü durumuna gelmiştir. Dünyada çok dönemler gelip geçmiştir ki, sahip oldukları durumdan dolayı konumlarını kaybetmiştir. Türkiye ise tam tersini yaşıyor. Vakit geçtikçe Türkiye daha büyük önem kazanıyor. 15 yıl sonrasını düşündüğümüz zaman Türkiye daha büyük öneme sahip olacak, geçmişteki önemini daha da katlayarak geleceğe yürüyecektir. 
 
Türkiye bütün bu esaslardan dolayı gerçekten uluslar arası bölgesel İslam dünyasında ve de medeniyetler noktasında bir numara diyebilirim. Tabii ki, şunu da bilmekte fayda var. Ne kadar Türkiye’nin önemi arttıysa sorumluluğu da o kadar artmıştır. 
 
 
***Uzun süre Türkiye’de duayen elçi olarak bulundunuz. Bu Türkiye’de bu kadar uzun süre ile hiç kimseye nasip olmadı. Uzun süre duayen büyükelçi olmak nasıl bir duygu?
 
Diplomasi dünyasında duayenlik sıfatı çok önemli bir sıfattır. Bir yandan kendi ülkenizi temsil ederken, diğer yandan o başkentte bulunan bütün büyükelçileri de temsil ediyorsunuz. Bu da sizin o ülkeye ilk gelişiniz ve güven mektubunuzu takdim edişiniz sırasına göre veriliyor. Uzun bir süre bu görevi üstlendim. Hakikaten büyük bir şeref oldu benim için. Bütün arkadaşlarımı ve kendi ülkem için bu sıfatımı ciddi manada kullandım. Mesela Anıtkabir’i ziyaretime bakarsanız bu sıfatımla şeref defterine yüze yakın yazdığım yazı vardır.
 
*** Türkiye ye gelmeden önce İspanya’da elçilik yaptınız. İspanya, Avrupa ile Afrika arasında bir ülke, Türkiye’de Asya ile Avrupa arasında yani diplomasi hayatının önemli bir kısmını köprü noktasındaki ülkelerde geçirdiniz. İspanya ile Türkiye köprü olması açısından ne gibi farklılıklar vardı?
 
İki ülke arasında bazı benzerlikler var, özellikle coğrafi bakımdan baktığınız zaman Türkiye bu konuda çok daha büyük bir öneme sahip. Önemi de kendi komşularından geliyor. Bulunduğu coğrafyada çok önemli hadiselerin geliştiği ve siyasi bakımdan çok büyük öneme sahip komşularla çevrili. İspanya’ya baktığınız zaman Cebeli Tarık boğazının dışında stratejik herhangi bir konumu yok. Daha çok çevresi Atlas Okyanusu’na baktığı için komşuları fazla değil. Önemi daha fazla değil. 
 
Yine, iki ülke arasında bir benzerlik olması açısından orada bulunduğum süre içerisinde değerli bir yazar dostum Antonio Gala vardı. O derdi ki,  ‘İspanyayı bir türlü anlamadım niçin Afrika’nın tacı olmak varken, Avrupa’nın kuyruğu olmayı kendisine heves ediniyor’ doğrusu bu da biraz Türkiye ile İspanya arasında bir benzerliği ya da ortak tavrı ortaya koymuş oluyor. 
 
Türkiye’nin farklı bir durumu daha var. Filistin’deki mübarek topraklar ve diğer mübarek topraklara olan yakınlığı. Ayrıca yer altı ve üstü zenginlik kaynaklarının, petrol, altın, gümüş kaynaklarının Türkiye’de olması da var. İster Ortadoğu olsun ister Orta Asya olsun ya da Asya. Hepsi Türkiye’nin ya içinde ya da etrafında. Türkiye’nin öneminin yakın gelecekte daha önemli olacağını söylerken bunu kastettim. 
 
 
 
***Türkiye’nin öneminin artığına buna binaen sorumluluğunun da arttığını, son 10 yıl içinde Türkiye’nin Filistin davasında geldiği nokta nedir?
 
Berlin duvarının yıkılmasından sonra SSCB’nin dağılmasından sonra Türkiye’de değil, bütün dünya da büyük gelişmeler yaşandı. Bütün ülkelerin görüşlerinde de değişiklikler meydana geldi. Avrupa’nın ortasında meydana gelen gelişmelere baktığımız zaman Bosna, Kosova, Makedonya, Irak’ta Afganistan’da… Türkiye bütün bu konularda üzerine düşeni yapmıştır. Türkiye yapabileceğini ve yapması gerekeni bütün konularda yaptığı gibi Filistin ve Filistin halkı için hiç çekinmeden yapmıştır. Türk halkının özellikle Filistin halkına verdiği maddi ve manevi destek hiç küçümsenmeyecek merhalede olmuştur. Türkiye-Filistin Parlamentolar arası kurulan diyalog, halk arasındakini hiç söylemeye gerek yok. Hepsi çok yüksek  seviyede olmuştur. 
 
Bizim için siyasi destek çok mühimdir, ama sadece siyasi destek yeterli değildir. Ekonomik ve sosyal anlamında eğitim anlamında ya da personelimizin eğitimi konusunda Türkiye gerçekten büyük bir destek vermiştir bize.
 
TÜRK POLİSİ İLE FİLİSTİN POLİSİ AYNI ÜNİFORMAYI GİYİYOR
Tabii Türkiye’nin imkanlarını da biliyoruz. Türkiye Petrol ülkesi değil. Ama kısıtlı imkanlarına rağmen Filistin’e çok büyük destekler vermiştir. Bundan dolayı Türkiye’nin bütün bu tavrı  Filistin tarafından takdirle karşılanıyor. 
 
Yani siz şimdi Filistin’e gittiğinizde 15 bin polisin giydiği üniforma Türk polisinin giydiği elbiselerdir. Türk polisi ne giyiyorsa aynısını oraya göndermişlerdir. Bu çok mühim bir işarettir ve mesajdır. 
 
***Türkiye’yi yakından tanıyan birisi olarak önümüzdeki süreçte Türkiye’nin Filistin davasında hassas olması gereken noktalar konusunda tavsiyesi var mı?
 
Bizim geldiğimiz noktada bence en önemli nokta barış konusudur.Barış dediğimizde mutlaka Filistin ile İsrail’in yan yana yaşayabileceği, komşu olabileceği bir barış zemini. Savaşta kazanan hiç bir taraf olmaz, barışta da kaybeden hiçbir taraf olmaz. Bu da karşılıklı diyalogdan ve diyaloğun hızla gelişmesinden  oluşabilir. Bence bu zeminin oluşmasında Türkiye çok önemli bir rol oynayabilir. 
 
 
TÜRKİYE BÜYÜK TECRÜBE ALANI
***Türkiye’de bulunduğunuz süre içerisinde diplomasi alanında en çok hangi konuda deneyim  elde ettiniz?
 
Bu soruyu sormanız bile benim için büyük istifadedir. Bu da Türkiye’de bulunmanın büyük bir ayrıcalığını gösteriyor. Her zaman olmasa da bazı sorular cevabın yönünü gösterir. Bu sorudan payıma çok büyük paylar kazandığımı faydalandığımı söyleyebilirim. 
Türkiye’de bulunduğum süre içerisinde günlük gelişmelerin hepsinden faydalandığımı söyleyebilirim. Bunlar şahsi faydalar olmaktan ziyade Filistin halkı için kullanabileceğimiz, onların gelişmesi devletleşmesi için kullanabileceğimiz konular oldu. Siyasi arenadaki gelişmeler benim için büyük tecrübe oldu. 
 
Bu ülkede birçok alınabilecek ders var ki, caddede sokakta dolaştığınız zaman bunları rahatlıkla görebilirsiniz. Ve bu dersler üniversitelerde bile verilmiyor. Kahvede, lokantada, camide her tarafta gezdiğinizde her tarafta alabileceğiniz büyük dersler var. 
 
KÜÇÜKLERİN BÜYÜKLERE SAYGISI ÖNEMLİ DERS
Ne zaman küçükler büyüklerin elinden öpüyorsa, ben bundan çok büyük zevk alıyorum. Tabii ki burada çocukların büyüklere gösterdiği saygının yanı sıra alacağımız en önemli ders, kuşaklar arasındaki irtibatın nasıl kurulduğunu gösteren büyük bir anlam var. Yaşlı bir kuşağın çocuklara nasıl ulaştığını, ya da çocukların büyüklerine ulaşmada hangi merhalelerden geçtiğini gösteriyor. 
 
Mevlana etkinliklerine 10 yıl önce katılmıştım. Bir hafız Kuran-ı Kerim okumuştu. Bu konuda çok iyi birisiydi. Kabullerime göre İslam dünyasında o şekilde ikinci bir okuyucu yoktur. Yani bunun gibi dersleri öğrenmek bir ücret vermenizi gerektirmez. Çok rahat bir şekilde öğrenebilirsiniz. 
 
Hayat üniversitesi çok geniş bir üniversitedir. Bu üniversiteler de zaman sınırı var. Ama hayat üniversitesinde böyle bir sınır yoktur. Ayeti kerimede yer aldığı gibi ders çıkaracaklar için yeryüzünün yaratılışında, gece gündüzün yaratılışında büyük dersler vardır. Gece namaza kalkıp yüzüstü, ya da kalkarak Allah’ı zikredenler dünyanın yaratılışından büyük ders alırlar.   Müslümanlar maalesef bu üniversiteden çıkmış durumdalar. Bunu terk etmiş durumdalar. Ama üniversiteye medreseye gitmemiz lazım fakat o üniversite ile yetinmeyelim, asıl ders alacağım üniversite hayat üniversitesidir. İlimsiz bir şekilde üniversiteden çıkan öğrenci tembeldir. Bu üniversiteden böyle çıkmamalıyız. 
 
18 DIŞİŞLERİ BAKANI DEĞİŞTİ
 
***Göreve geldiğinizden beri Türkiye ile ilgili olarak en çok size ilginç gelen ne oldu?
Görevim sırasında 3 cumhurbaşkanı, 7 başbakan, 18 dışişleri bakanı ve bu arada benim dönemimde 159 büyükelçi ile karşılaştım. Ayrıca kendi karşıladığım büyükelçi 200’ün üzerindedir. 
 
 
TÜRK HALKI BENİM ARKADAŞIM
***Güvenlik nedenlerinden dolayı biraz zordur ama Türkiye’de görev yaptığınız süre içerisinde halkın arasına çıkıp dolaşır mıydınız? 
Benim için hiçbir problem olmadı. Çünkü onlar benim ben de onların arkadaşıyım. Arkadaşlar arasında güvenlik sorunu olmaz. Ben bu 13 yıllık süre içerisinde küçük büyük 5 bin civarında toplantıya katıldım. Yani çok küçük açılışlardan tutun da çok büyük mitinglere kadar programlarım içerisinde boş kaldığım hiç malum değildir. Yani her günüm dolu geçti. Kendi açımdan büyükelçi olarak çalışıyordum, ama dışardan bakıldığında ben bu ülkenin vatandaşı olarak çalışıyordum. Bizimle diyalogda olan herkesle aile dostluğu anlamında da ilişkimiz vardı.
 
***Sayın Prof. Dr. Necmettin Erbakan hakkında ki görüşleriniz nedir? Erbakan’ı Milli Görüş Lideri, Başbakan ve parti başkanı olarak nasıl tanıdınız?
 
Benim diğer siyasilere saygım var ama sayın Erbakan’a çok büyük saygım ve sevgim var. Çok açık bir zekası var. Çok açık ve çalışan bir zekası olunca yapmak istediklerini çok hızlı bir şekilde kısa bir süre içerisinde yapmak istiyor. Bu da zekasından kaynaklanmaktadır. 
Gerçekten büyük takdir ve saygı ile tanıdım Erbakan’ı. 
 
 
***13 yıldır buradasınız ama Türkçe öğrenmeye fırsat bulamadınız galiba…
Maalesef çok önemli bir itirafta bulunacağım. Bu uzun süre içerisinde Türkçeyi öğrenmedim. Ama iki sebepten dolayı. Birincisi günlük olarak çalışmalarımın yoğunluğundan dolayı Türkçe öğrenmeye ayıracak bir vakit bulamadım. İkincisi, anadiliniz dışında konuştuğunuzda hata yaparak konuşacaksınız, bundan çekinmeyeceksiniz hata yapa yapa düzelteceksiniz. Ama büyükelçi olmam sebebiyle böyle konuşmam mümkün değildi. Bu da engelledi dil öğrenmemi. Bu dili konuşmak istememe rağmen çok istememe rağmen olmadı. 
 
***Diplomasi hayatınız burada sona erdi. Bundan sonra hayatınızı nasıl sürdüreceksiniz?
 
Burada biten diplomasidir. Hayat devam ediyor. Bundan sonra ki hayatımla ilgili ne yapacağımı düşünüyorum. Biraz daha vaktim var. 
 
***Kitap yazmayı düşünüyor musunuz?
 
Tabii ki, ben bu diplomasiye gazetecilikten geldim. Bu meslek bana yabancı değil. Bundan sonra Türkçeyi öğrenebilir miyim bunu düşüneceğim.Kitap yazmak için elimde çok geniş bir arşiv var, belge, bilgi var. Bunları bir düzene soktuktan sonra kitap yazabilirim. Filistin konusunda büyük tecrübem var, İspanya’da, Türkiye’de elçilik görevim var Ziyaretlerim var. Çok yazacağım şey var. 
 
***Filistin Lideri ve Devlet Başkanı Merhum Yaser Arafat ile  olan diyaloglarınızı da yazacak mısınız?
Yazılacak çok şey var ama benim burada tercih edeceğim yazıldığı zaman okuyanlara bir şey verebilmeli. Öylesine yazdığım bir kitap olsun diye yazmamalıyım. Bu kitap faydalı olmalıdır. Geçmişi bugünü yazıyorsunuz, bugün yazdığın şey de geleceği oluşturabilmeli. Geçmiş tarihe bakıldığı zaman yapılan doğru ve yanlış şeyleri görebilirsiniz. Faydalı olmayanlardan gelecekte fayda bulmak için onlardan ders alınması gerekir. Birisi bir şey söyleyecekse ya hayırlısını söylemeli ya da susmalı diyor hadisi şerif. 
 
***Son olarak Türk halkına nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?
İki kelime ile özetlemek gerekirse bu halkı çok seviyorum, bütün duam bu ülkenin gelişmesidir. 
 
 
FOTOĞRAFLAR: RAMAZAN KAYA